|
BEL FITIĞI, MENÜSKÜS VE ORTA YAŞ SPORU ÜZERİNE..
1994 yılında, 36 yaşındayken, üç gün boyunca elimde eski tip, yaklaşık 5,5 kiloluk bir lap topu taşıdıktan sonra bir sabah yatağımdan kalkamamıştım. Bir şekilde kendimi Şişli'de bir uzman doktorun muayenehanesinde buldum. Eğilemediğim için zorunlu galoşları sekreteri ayağıma giydirmişti. O günden aklımda fazla bir ayrıntı kalmamış, bir tanesi hariç: "kesinlikle artık yük taşımamam" gerektiğini söylediğinde dağcı olduğumu ve sırtımda 20-25 kilo ağırlığında bir çantayla dağlara tırmandığımı ve bunu sürdüreceğimi söylediğimde yüzündeki şaşkınlık ifadesini unutamıyorum. Ona uzun uzun yeni dağ çantalarının yükü kalça kemiklerine ilettiklerini ve hiç sorun yaratmayacaklarını anlatmıştım ama kabul etmemişti. Aradan 15 yıl geçti ve ben sırtımda böyle yüklü çantalarla 3900 metreye kamp taşımaya devam ediyorum. İlginç olan da bu çantaların yapısından dolayı olsa gerek yük taşıdığımda sırtımda rahatlama hissi oluşuyor. Belki de ortopedistlerin araştırması gereken bir durum.
İkinci ciddi arızayla 2001 yılında, antik bir kentte, bir metrelik bir duvardan yanımdan sarkan devasa bir fotoğraf çantası ile atladığımda tanıştım; sağ dizim sanki terse dönmüş gibi geldi. Birkaç gün idare ettim ama kötüleşmeye başlayınca ben de eşe dosta sormaya başladım. Bana hemen süper doktorlar tavsiye ettiler; "Adam bugün atroskopi yapıyormuş, haftaya maça çıkabiliyormuşsun", zaten falanca ünlü futbolcuları da o tedavi ediyormuş. Sokağa çıktığımda bir km bile yürüyemeden durmak istiyordum, çünkü dizimin içi langur lungur ediyordu, sanki her an dağılacakmış gibi geliyordu. Atroskopi ya da herhangi bir operasyon fikrine sıcak bakmamamın nedeni sadece maddi değildi. Açıkçası şimdi olduğu gibi o zaman da tıp bilimine tam güven duyamıyordum ayrıca özellikle bu konuda çok da iyi olmadıklarını düşünüyordum. Bana benzer bir yaşam sürmüş olan babamın önemli düsturlarından birisi de "insan kendi kendisinin doktorudur" sözüydü. Buna ilave olarak da tabii ki "insanı en iyi kendisi tanır" der ve tıbbi sorunlarının mantıklı bir deneme süreci ile kendi kendine takip edilmesi gerektiğine inanırdı.
Yürüyemiyor ama büyük bir keyifle bisiklet yapıyordum. Dizimdeki kasları ne kadar sağlam tutarsam o kadar rahat edeceğimi düşünüyordum, aynen de öyle oluyordu. Özellikle çok kötü olduğum bir hafta dört gün üst üste 50'şer kilometre bisiklet yaparak 200 km toplama ulaşmış ve normal yürür hale gelmiştim. Gene eşin dostun yardımıyla bulduğum bir doktora, muayenehanesi oldukça uzaktaydı, bisikletle gittiğimde adam bana deliymişim gibi bakıyordu. Ona uzun uzun bisikletin ne kadar iyi geldiğini anlattım, ama duvara konuşşam herhalde daha iyi algılanırdım.
Ortopedistler insanın hareketli aksamı ile ilgililer, ama görünüşe göre kendileri pek hareket etmiyorlardı. Bir düşünün arabanız bozulduğunda hayatında hiç araba kullanmamış, araba kullanmayı hiç bilmeyen bir ustaya götürür müsünüz? Benim cevabım "götürmem" oldu. Ayrıca genç bir futbolcuyu bir haftada ayağa kaldıracak doktorların varlığına inanıyordum ama bir dizi sorun vardı: a) Ben genç değildim, kırkı çoktan geçmiştim. b) Bana kulübüm milyonlarca dolar ödememişti, daha 6 ay maça çıkamasam kimsenin umurunda olmayacaktı c) Milyon dolarlık bir futbolcu, haliyle milyon dolar mertebesinde bir meta olduğu için, 100 lira için adam öldürülen bir dünyada, bu konuda geliştirilen tıbbi yöntemlerin önce milyon doları, sonra futbolcuyu kurtaracak şekilde yapılandığından korkuyordum.
Kısacası bana uygun olamazlardı. Aynen Nasrettin Hoca'nın yaptığı gibi, benim yaşımda, spor yapan bir ortopedist bulmam gerektiğine karar verdim ve önce Prof Dr. Selim Yalçın ardından da eşi Prof Dr. Nadire Berker ile tanıştım. Selim beni ameliyat etmedi ve spora devam etmem için teşvik etti.
Üçüncü arızam, 2004 yılında, belimde neşeli bir siyatik olarak belirdi. Nadire beni ilk muayene ettiğinde yüzündeki umutsuz acıma ifadesini hiç unutmayacağım. Bana vereceği birkaç basit hareketle her şeyin düzeleceğini söyledim. Ama gene de iki tane lokal anestezili müdahale geçirdim. İstediğim hareketleri de verdi, başladım yapmaya. Gerçekten bir yıl içinde normal yaşamıma dönebildim. Bu arada, söz konusu yıl dolmadan dağlara da gitmeye ve daha hafif sırt çantaları ile 3500 metrenin üzerlerine çıkmaya başladım. Dediğim gibi çantayla tırmanmak iyi geliyordu.
Yaşım 50, kilom 100 civarı olduğu günlerin birinde, bir kaya tırmanışından sonra, belimdeki bir iki vidayı gevşetmiş olarak, gene Selim ile Nadire'nin karşısında yaramaz bir çocuk gibi dikilirken Selim bana son kırk yılda işitmediğim içerikte sıkı bir fırça atıp kilomu düşürmem gerektiğini söyledi. 20 kilo talep etti, ancak 10'unu verebildim ama bu bile büyük bir değişiklik yaptı.
|
|