|
Bolt üzerine yapılan tartışmalar - 2006
Ytudak ve tdf yahoogroup larindan alinmistir :
Son günlerde başdöndürücü bir ivme ve yoğunlukla fikirler, yaklaşım ve uzaklaşımlarıyla ortamda tartışılıyor.Her tartışma doğası gereği şiddeti içinde barındırıyor ve toz bulutunun içine dalmanın anlamsızlığı düşüncesine rağmen, sadece dışarıdan seyretmek mümkün değil. Çok önemli konuların “peşpeşe ve programsız” olarak ortaya atılması umuyoruz ki önümüze aşmamız gereken yeni engeller yaratmaz.
Aladağlar başlığı altında; “ dağların, vadilerin boltlanması” fikrinin, bu fikre sıcak bakan
arkadaş -lar-ca, sıcak bakmayan arkadaşlar tarafından abartıldığı, kaygılarının yersiz olduğu yargısı ile başlayalım isterseniz.Gördüğüm gedikleri eşelemekten ziyade ifadede araç amacıyla..
Bu yargının tahlilinde ilk göze çarpan unsurlardan birincisi, baktığımız vizorün odaklandığı bakış kabiliyetidir.Vizyonu da denebilir belki.İkincisi ise amacınıza hizmet etmesi doğrultusunda konuya yorumunuzdur. İnsiyatifinizin dahilidir, sözümüz yoktur. Ancak; o amaçlı olmasa da dayattıklarına vardır. Bu aşamada üç beş yıl öncesine giderek IX , X dereceleri zikretmenin komik göründüğü yıllara dönüp, zamanda uzaklık kavramını yeniden gözden geçirmemizde fayda olacağı kanaatindeyim.
Birinci tahlile geri dönerek vizyonun, vizörün darlığı, genişliği, geçmişi ve geleceği üzerine konuşalım. Hepimizin hedefleri, idealleri, umutları,çözümleriyle birlikte kaygıları geleceğe yönelik, ya da gelecekte ... Geleceğe sağlıkla ulaşabilmenin yöntemlerinden biri de tutkularımızın sürgün sürdüğü köklere (geçmişe) dönüp ayrı ayrı yorumlarına saklanmış esprilere ulaşmaktır diye düşünüyorum.
Bolt, köken olarak ( sınırlandırmada dayatmaya gitmemek kaydıyla ) güvenlik malzemelerinin kullanımının mümkün olmadığı zorlu yüzeylerde –olabildiğince güvenli-bir şekilde hareket etmenin aracı, yöntemi olarak ortaya çıktı dersek yanlış söylemiş olmayız sanırım.Bir sonraki aşamada bolt; tırmanıcı için tırmanış tekniklerinin gelişiminde ve güvenlikte vazgeçilmesi zor bir araçtır.Kendi tarihindeki izdüşümü ile paralel olarak bolt, daha sonraki aşamalarda teknik kolaylıkların sağlanması, gerekli ekipmana ulaşılırlığın oluşması –“ve sürece bu aşamadan sonra dahil olan bireylerin vizyonlarının sadece ileriye dönük olması, araç-amaç dengesizliği ve tanımsızlığının artmasıyla”-, bolt araç olmaktan çıkıp tartışmasız amaç olmaya doğru hızla mesafe kat etmeye başladı, bu aşamada da sorunlar büyüdü ve kutuplaşmalar oluştu.Aktif olarak tırmanan kişilerin konu üzerindeki anlaşmazlıklarının temelindeki en büyük etkenlerden biri budur.Bu bölümü konu olarak daha özele indirgenmiş bir ortamda ayrıca konuşmak isterim. Zira, derin ve de uzun. Ana temaların başında gelen macera , ego, mülkiyet, geri dönüşümsüzlük , amaçta mübahlık, izafilik, tırmanış güvenliği, teknik gelişimde alternatif yetersizliği ya da seçim özgürlüğü, hakların, saygının başladığı ve bittiği yerler, doğal miras, sonraki kuşaklara aktarılan düşünsel ve de yaklaşımsal(etik) miras ve bunun sorumluluğu bilinci vs vs cabası.
Yeni kuşaklar açısından şimdiye ve daha ziyade geleceğe yönelik deformasyon tehlikeleri mevcudiyeti -en azından paralel düşünenlerce- aşikardır. Deformasyon olarak adlandırmasalar da spor tırmanıp,geleneksel tırmanışa da uzak olmayan bazı arkadaşların zaman zaman paralel bakışlarını gözlemliyorum. Doğan Palut un Takoz dergisinin eski sayılarından birinde ki röportajında, minimal emniyet ve stilindeki yaklaşımlar üzerine verdiği cevap da; bu konuda bazı çelişkileri barındırmakla beraber açıklayıcı görünüyor bence . Geçenlerde Orhan Özçalık’ın Tunç Fındık şahsında, temelinde “sistemdeki ahlaki arızalara yönelik” eleştirisini ayrı bir örnek olarak ekleyebilirim. Tabi gümbürtüye gitti ve şahsi olarak algılanması tercih edildi.
Deformasyonda önemli etkenlerden bir diğeri “bolt kullanımında sorgulamaların yetersizliğidir. Nasıl mı ? Bu gün bolt üzerine tartışma içinde olanların profillerini bir gözden geçirin.Hemen hepsi Türkiye dağcılığının karakterini belirleyen köklü kulüplerden ya da ortamlardan gelmiş(istanbul –Ankara) -sebepleri konumuz değil- ve ürün sahibi insanlardır. En büyük ortaklıklarından biri de 80 li yılların sonları ve 90 lı yıllarla bolt sürecinin oluşumu ile beraber arenayı paylaşmalarıdır. Haricindeki kulüp ya da ortamlara, ki bunlar bahsettiğimiz profillerle etkileşimden kısmen uzak, kendi yağında kavrulan kesimdir(İzmir-Antalya-Adana) (illa adla mı örneklendirmeliyim ve ne derece doğru bilmiyorum) bunların en buyuk ortak noktası da 97-98 li yıllar sonrasında sisteme dahil olanları
barındırmalarıdır.Kendilerine önderlik edecek otorite,dinozor,orijinal tiplerden yoksundurlar demeye de çalışıyorum aynı zamanda. Bu arkadaşlara gidin sorun nedir noluyor? Çoğunluk boldu kanıksamış ve tartışmak sorgulamak üzerine düşünme zahmetinde dahi bulunmamakta. Aklın yolu bir ve doğru yolu bizden daha çabuk mu kavramışlar .O zaman hangi yönde olursa olsun düşüncelerinin temelini bir yoklayın neler çıkıyor görün. Ne kadarı dolu? Anadolu daki arkadaşlara da saygısızlık etmek istemem. Yeni arkadaşlara çok yüklendim umut ta meydan da sizdedir. bu sözlerim bir genelleme olarak çoğunluğadır, özellemeler biliyoruz var ve münezzehtir. Es geçtiğim kaçırdığım ve yanılgıya düştüğüm yanlarda vardır. Kaçınılması zor.
Tartışmaları bireylere indirgemek istemiyorum ancak Koray Cirik in “tırmanışın kalitesini belirleyen -emniyet noktalarının durumu değil, tırmanıcının psikolojik durumu ve fiziksel yeterliliğidir-” saptamasına değinmeden geçemeyeceğim. Sınırlarını belirlemek kaydıyla doğru bir saptama ve ifadesi kendine aitse tebrik ederim.Ancak arkadaşımıza, ulaşımında ciddi zorluklar barındıran, yabanıl bölgelerdeki uzun bir tırmanışta, bilmem kaçıncı ip boyunda karşılaşılan altılık bir etabın başlangıcında bu konuyu yeniden gözden geçirmesini tavsiye edeceğim. Kıyaslama ve karşılaştırma ve referanslar üzerine zaman zaman tekrar düşünmek gerekebilir.Ben bir karşı tarafsam eğer (!) ve söylenenler ifade bulmuyorsa çevrenizde uzun duvar deneyimi yüksek ve spor tırmanan kişilerin konu ile ilgili referanslarını alabilirsiniz.
Kıyaslama ile karşılaştırma arasındaki farkı ayır-a-madan geleneksel tırmanış ile spor tırmanışı kıyaslama hatasına düşmüyor muyuz; içimizdeki yarışma ve üstünlük güdüleriyle. Referansları farklı olan olguların kıyaslanamayacağını düşünmeden.
Spor tırmanan arkadaşların tüme oranla kaçı uzun ilk tırmanışlar yapmakta. Sancı, tırmanmamalarında değil, bu bölgeler üzerine yargılarında ve yaklaşımlarında başlar.
Dün Dağcılık adına ne üretiliyordu, bugün ne üretiliyor ve yarın nasıl görünüyor? Sekizler dokuzlar sık sık telaffuz ediliyor ve çıtanın normali artık. Peki bu durum zor uzun yeni rotalara eşdeğer yansıyor mu? ve bu tarzla yansıması ne kadar öngörülebilir? Kaçımız “uzun duvar ilk tırmanışı altı dereceden” dem vuruyoruz ve bu kime ne ifade ediyor? Ainesi iştir kişinin tabirinin hedefi kendimiz de olabiliriz
Rakamlar ağızlarda pelesenk olmuş. Sayıyoruz. Saymak tüketmenin doğasından değil midir? Tükenmek de tüketmenin?
Başka bir örnek :camia genelinde (özelinde barınması bile sorunken) “özellikle de son jenerasyon tarafından”yaptığımız saptamalar üzerine gereği kadar düşünülmemesidir (konuşulanlar ifade bulur mu, nerede ?).Yöntemlerin, “uygulamada” -doğruluğu,yanlışlığı- üzerine duyarlılık hangi boyuttadır ?
Doğa sporcuları doğayı tüketmeye başlamakla kalmayıp,bunu da sorgulamamaya yöneldi.Temel neden bireysel kazanımların yeğ tutulması..Bu durum,duyusal kazanımları,fiziksel kazanımların yanında önemsizleştirmiş,duyusal tecrübenin zayıflaması bizi bu aşamaya getirmiştir.Abartıyor olmak umulan tercih.Tüm bunlar –en azından-etkende belirleyicilik arz ediyor. Gelinen noktada “jenerasyonun değişiminde” ( eskilerin zemzemle yıkanmışlığı sonucu çıkarılmasın ) sağlıksız yönlerin varlık nedeninin başında; bunu üstlenmiş ya da üstlenmek zorunda olan camiadaki otorite sahibi liderler gelir. Zira duyusal tecrübelerini ,fiziksel tecrübelerle aynı oranda paylaşmadılar. Bu konuda birilerini suçlama hakkına sahip olmamak, sonucu ne derece değiştiriyor ?
Rotaları, zirveleri tüketiyoruz, dağlara süslü bahanelerle ve “at binenin, kılıç kuşananın zihniyetiyle” sahiplenerek, sisteme en büyük zararı boltu savunalım ya da karşı olalım biz veriyoruz..
Karşılıklı olarak radikal dayatmalarımız bizi daha koyu radikalizme sürüklüyor.Ve kaosa..
Bolt için var olan gelişim sürecinde hissedilen, kaçınılmazlık –alternatifsizlik ya da gereklilik- düşüncesi, antipati duyan kişilere frendir. Ancak bugün bu frenin ürettiği ısı gelinen noktada sorunu büyütmeye başladı ve çözümü dayatıyor. Bu sürecin detayları da bağlantılı ancak daha fazla uzatmak şimdilik yersiz. Daha sonra belki.
Bir uzlaşım zorunluluğu ortada. Nasıl ? Bi şekilde başlandı en azından. Kaçıncı defa. Görünen seçeneklerden bazıları: var olan döşenmiş rotaların, kuşakların varlığının kabulü, eklenebilecek !? Kursat ın da belirttiği sakıncalar!,EKLENEMEYECEK bölgelerin tesbiti (neyin pazarlığı ?!!! apayrı bir mevzu), ilkeler, bu konuların tümüyle eğitim aşamasında nasıl aktarılması gerektiği, spor ile alpin stilin ayrımları, birleşimleri..vs.vs. Çok zor görünüyor. Konfiçyüs’ ün bir sözü vardı, hatırladığım kadarıyla şöyle ; Onları zor olduklarından dolayı denemiyor değiliz/ Onlar zor çünkü denemiyoruz.
Hacettepe nin yaklaşımlarını olumlu buluyorum ve destekliyorum.K Avcı nın da yaklaşımlarını olumlu ve yapıcıdır diye düşünüyorum. Bireyler ve topluluklar düzeyinde de destekler ve alternatif çözümler gelecektir sanıyorum.
Olaylar bu aşamaya ulaşmışken kalıcı ve tatminkar, hukuki çözümler ortaya konmadan, elimde matkapla bir vadiye girdiğimde hop arkadaş! “bi dur bakalım” diyen birileri olana dek! bugün var olan kuşaklar haricinde (özellikle dağlar gibi yabanıl coğrafyalarda) boltlama yapmayı düşünenler, çaktıklarının benzer gerekçelerle SÖKÜLEBİLECEĞİNİ bilmelidirler. Bu tehdit midir? tepki midir? ayna mıdır? saygı(sızlık)mıdır? .Bu aşamaya sürüklenmemeyi dileyerek..
“Kendi doğrularımıza aşırı düşkün olmanın getirdiği kutuplaştırıcı etkiyi gözden kaçırabiliriz ve bu evrende hiçbirşeyin karşıtı olmadan var olamayacağını unutma eğilimindeyiz.
Radikaller daima her şeyi çok basit terimlere dayanarak görürler. Siyah ya da beyaz, iyi yada kötü, onlar ya da biz gibi. Karmaşık konulara bu şekilde yaklaşmakla kaosa giden bir yol açarlar. Hükmetme sanatı kaosa hakim olmaktır. F. HERBERT
“Kendimizi baskalarının bizi gördüğü gibi görmek çok yararlı bir yetenektir. Başkalarını kendilerini gördükleri gibi görmek ise en az bunun kadar önemlidir ).” A. HUXLEY
Kaosa hakim olduğumuzda ona hükmedebileceğiz.(?)
Bir öğreti küstahlığı ile değil ; yeniden gözden geçirmede eleştiri- özeleştiri, son dönemde camiamıza katılan arkadaşlara en azından soru işaretleri olusturması umudu ve uzlaşma dileğiyle..
Saygılar.
Hüseyin AKTAŞ
_________________________________________________
Merhaba,
Bolt konusundaki tartışmalar benim Denis ve Pascal ile Cımbar boğazında başlayan tanışıklığımdam bu yana devam etmekte. O dönemde bu konuyu Sayın Murat yıldırım (kendisiyle bolt konusunda anlaşamamamıza rağmen çok severim dağcılığımızdaki yaptıkları vede kattıklarıyla) ile tartışmaya başlamıştık (1993 yılı ilkbaharı).
Ardından Denis ve Pascal ile Kalkan yakınlarında ayrıca Kaputaş boğazındaki boltlu rotaların hazırlığındada onlarla olmuştum. Parmakkaya’da ise onların yanındaydım.
Ardından 1994, 1995 ve 1996 yıllarında Deniz ve Pascal ile avrupa alplerinde (İsviçrede Zermatt, Saas Fe, FRANSA’da Chamonix(Haut Giffre, Haut Savoie bölgleri’de dahil olmak üzere), İTALYA’da ( Courmayeur, Monte Rosa bölgesi’de) dahil olmak üzere bir çok bölgede 18 adet 4.000’lik zirve, 20’ye yakın En kısası 200 m. Olan Mix rotalar, Donmuş şelaleler, kanyonlar vede kaya duvarları çıktık. Toplamda 80 tırmanış günü geçirdim bölgelerde.
Şimdi buradan yola çıkarak Şu yazıların genelindeki Alp’ler gibi olmak deyimine bir açıklama getirmek zorunluluğu hissediyorum. Alp’lerin bu kadar popüler bölgelerinde Zermat’ta POLUX zirvesi hariç HİÇ SABİT TIRMANIŞ HATTI görmedim (zincir veya çelik kablo). Tüm diğer gördüğüm sabit hatlar genelde yukarıdaki Dağ evleri veya sığınaklara ulaşma noktasında kullanılan sabit hatlardı (örneğin Mont Blanc Klasik rotası). Bu hatların varlığının sebebi ise DAĞ EVLERİ’nin sadece tırmanaların kazandırdığı paralarla dönmüyor olması bu nedenle alp’LERDE YAPILAN YÜKSEK YÜRÜYÜŞ katılımcılarının ulaşımı için (örneğin Vallé Blanche veya Mer de Glace).
TIRMANIŞ BAHÇELERİ ile Heryerde mevcut ve yüzlerce REHBER KİTAP ile Kaya tırmanışı konusundaki taleplere cevap vermekte. Yüksek dağlara Bolt çakılması tümüyle etik bir yaklaşımın ve terbiyenin sonucu olarak çok yoğun olarak mevcut değil.
Şimdi Buradan ülkemize dönecek olursak halihazırdaki BOLT TARTIŞMALARINI halen bir parça samimiyetsiz bulmaktayım nedenine gelince, (çok bahsi geçtiği için Aladağlar örneğine yaklaşacağım)
Aladağlar Tasarı milli park olarak yaşamını sürdürmekte. Burası 1960’lar ile 1970’lerin ortasına değin Yaşlı Avrupa kıtasınında en büyük CAPRA IBEX (Çatal boynuzlu dağ keçisi) ve IBEX IBEX (kısa boynuzlu Dağ keçisi)’in en büyük yaşam alanlarından birisi olarak kabul ediliyordu. Bugüne gelindiğinde yaklaşık Keçi sayısı 500’ün altında TAHMİN EDİLMEKTE… Bu erozyon nasıl gerçekleşti KAÇAK AVLANMA ile (özellikle Adana tarafından gelen avcılar sayesinde – Ben 1989-1994 yılları arasında Kokorot, Gürtepe, Cebel, Kaldı klasik rotaları üzerinde en azından 10 kez karşılaştım ve bı konuyu onlarla konuşmaya çalıştığım kötü deneyimlerim oldu (bir tanesinde tehdit dahil oldu –valikonağı yakınlarında) NESLİ TÜKENMEK üzere. Bir süre sonra bu süratle kalmayacak…
Aladağların Vahşi yaşamının önemli unsurlarından bir tanesi olan Anadolu VAŞAĞI (lynx’ler) en son Mehmet TAŞYALAK’ın (memet Amca) bildiği bir taneside kendisinin sonradan çok pişman olacağı bir şekilde bacağından vurduğu 7 adetten bahsedilir. Bu hayvanın yaşamı ise yöre köylüleri, yaylacılar, Hayvan sürülerinin sahipleri tarafından yok edilmiştir.
YAYLACI’lar hani şu dağa gittiğimizde bize süt ve yoğurt veren yaylacıların yaşamlarına tanıklık ettinizmi hiç ? Aladağlarda 1993 yılında bir kere 17 gün bir kerede 21 gün tırmanış amaçlı bulunduğumda bir tanesinin hemen yanında yaşadım. Onların O bölge insanı olarak yaptıkları yıkım inanılmaz bence bu tam bir tarışma konusu ve bence insanların gelir düzeyleri nedeniylede Doğa sever Entelektüel kesimler ile Yaşamın gerçek kesitleri arasındaki en Trajik çelişki. (orman katliamı, Flora ve Fauna üzerindeki tahribatları, Yayılmaya getirdikleri keçilerin yokettiği çam filizleri v.b.)
Orman Katliamı (Tanıyanlar bilir rahmetli RECEP ÇATAK bile bu konuya ne kadar hassastı taa 1980’lerde hemde) Kaçak ağaç kesimi ve katledilen ormanlar.
Yada Yükseklere ve yeni rotalara sürekli vede akın akın giden dağcıların binlerce yıllık evlerinden ettiği Bölge sakini canlılar gibi (görüntü ve gürültü kirliliği)
Hah tabi bu arada sayın GÖKHAN TÜRE’nin Hacettepe Doğa Sporları Sempozyumnundaki sunusunda çarpıcı örnekleride unutmamak lazım;
Bunlar tümüyle beslenme alışkanlığı içerisinde yapay tatlandırıcılar tüketen, boya tüketen biz DAĞLARA GİDENLERİN SIVI ve KATI ATIKLARININ MİKRO EKO SİSTEMLER ÜZERİNDEKİ TAHRİBATI. Bence Buda Konunun doğası gereği Dağcıların en önemli Traji komik kirliliklerinden bir tanesi.
BOLT Uygulama olarak olabildiğince Düz yüzeylere uygulanan bir yapay güvenlik noktası ZARAR VERDİĞİ ŞEYLER ise;
1. O yüzeyde yaşayan LİKENLER (varise)
2. Kaya’nın dokusu
3. GÖRMEDE SEÇİCİLİĞİ GELİŞMİŞ KİŞİLER için Görsel kirlilik….
İsterseniz bunun alternatifi olan şeylere bakalım :
Doğal Emniyet noktaları (Ben sadece D. Kuzey sırtından 1991 yılında 12 sikke ve de 25 m.’ye yakın perlon bant vede yardımcı ip indirdim (tabiki bu ipleri alırken yerinede yenisini bıraktım yani çöp bıraktım.) Kuzey duvarında syaın Uğur Uluocak ile yine böyle malzemeler indirmiştim. Hatta bunlardan kolleksdiyon yaptım saklıyorum.)
Çatlaklar (Stopper, nut, Friend v.b. için). Hiçbir duvarı uzun uzun inceledinizmi ? üzerindeki var olan gözle görebildiğimiz veya göremediğimiz yaşamı ? Dikkat edin Yaşam hep çatlaklarda ve setlerde başlar HANİ BİZİM üstünde bivak yaptığımız yada içine malzemeler sokuşturduğumuz çatlaklarda.
Sikke Ve Magnezyun tozu ise işin cabası…
Şimdi size Sorarım hangisi daha çok zarar verir…
BENCE HEPİMİZ KASKLARIMIZI ÖNÜMÜZE ALIP BİR AN İÇİN DÜŞÜNELİM ve ŞUNU SORALIM KENDİMİZE ;
“DAĞCILIM DAĞLARA ZARAR VERİR ÖNEMLİ OLAN BUNUN DOZUDUR” Eğer bundan ok isek….
Türkiye Dağlarında Bahsi geçen Yok olma, Kirlilik vede zararlar durdurulacaksa buna başlamak için BOLT gibi bu kirliliğin en ufak diliminin seçilmiş olmasını gerçekten SAĞLIKLI BULMUYORUM.
Keçilerin koştuğu, vaşakların avlanabildiği, ormanların olduğu, Dağcıların çok az çiş ve kaka yaptığı, Yükseklerde oraların binlerce yıllık sakinlerinin yaşamlarına burnunu sokmadığımız günlerde DAĞLARIMIZDA ASLA BOLT OLMAMALI … Buna sonuna değin desteğim…
Ayrıca Sayın DOĞAN PALUT’un ülkemiz dağcılığına kazandırdıklarınıda inanılmaz önemli buluyorum şahsıma adına.
Teşekkürler
Rica ! Hüseyin aktaş’ın, Kürşat Avcı’nın, Hacettepeli dostlarımızın yazılarının içeriği ve kalitesinden uzaklaşmadan hoşgörü vede Yazı içeriğine yönelik cevaplarla daha rahat sohbet ederiz bu sanal ortamda,
Bu nedenle herkes karşıyım yada tarfım derken birazda etik ve bilimsel tavırlarını açıklarsa yukarıdaki dostlarımızın yazıları seviyesinde olursa çok hoş tartışmölar vede sohbetler olacağına inanıyorum ve bunlar bu listelerde tartışıulmalı…
Sevgiyle ve dağlarla kalın
AVCILIK KONSUNDA İnternet ortamında bir Gazete haberinden:
Blinçsiz avcılık, özellikle orman ve dağ ekosisteminde yaşayan ve av değeri yüksek türleri azalttı. Memeli hayvanlar arasında Pars artık Türkiye'de hemen hemen hiç görülmezken, Sırtlan, Oklu Kirpi, Su Samuru ve Yaban Kedileri ile kuş türleri arasında Toy, Sarı Kamışçın, İnce Gagalı Kervan Çulluğu, Tepeli Pelikan ve Bıldırcın Kılavuzu'nun sayıları azaldı. Yılan Boyun, Orman Horozu, Yakalı Toy ve Kelaynak ise nesli tükenen türler arasında yer alıyor. Orman Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, 3 kıtanın birleştiği bir bölgede yer alan Türkiye, çok çeşitli canlı türlerini barındırıyor. Ayrıca kuşların iki ana göç yolu üzerinde bulunan Türkiye, kuş türleri açısından diğer komşu ülkelere göre ayrıcalıklı bir konuma sahip bulunuyor. Türkiye 132 memeli, 450 kuş, 106 sürüngen, 345 balık ve diğer canlı gruplarıyla birlikte toplam 80 bin hayvan türü ile çok zengin tür çeşitliliğine sahip, ancak bu türlerin sayıları normal seviyenin altında bulunuyor. Öte yandan Türkiye'de av hayvanı türlerinde artış olmamasına rağmen avcı sayısı yüksek bir rakama ulaştı. Sadece av teskeresi sahibi avcıların sayısı yaklaşık 2 milyon dolayında. Kayıtsız ve sahiplik belgesi bulunan tüfeklerle avlanan avcılarla birlikte bu rakamın 3 milyona ulaştığı tahmin ediliyor.
Biz DAĞLARI KİRLETİP KİRLETMEMEYİ DÜŞÜNEN 10600 DAĞCI SİZCE bu 3.000.000 kişiye karşı ne yapacağız, Bizlerin Kazmaları onların SİLAHLARI VARKEN ……Alper sesli
ALPER SESLİ
_________________________________________________
Selam,
Alperin açıklamalarının ve saptamalarının tamamına katılıyorum; benim katılmamın yanısıra, bu olgular çok nesnel gerçekler, ve bu saptamalar yapıldıktan sonra hala kirlilikten bahseden bir başka dağcı veya dağseverin çıkması durumunda ciddiye alınmaması gereklidir diye düşünüyorum.
Çünkü bu çeşit bir itirazın artık başka endişeleri kamufle etmek için yapılacağı çok açık.
Ben konuya daha değişik bir açıdan bakmaya çalışacağım
Bundan yıllar önce ODTÜ'deki bir sempozyumda Ömer Tüzel sahneye çıkmış ve o yıl Ingrid Reuber ile Vavvay bölgesindeki gezisine atfen bir çok duvarın dialarını göstermiş ve "Alağlar gidilmemiş dağ dolu, neden burada aslanlar kesilen dağcılar gidip Demirkazığı onlarca kez klasik rotasından çıkarken kendilerini biraz geliştirip te bu dağlara duvarlara gitmek istemiyorlar" demişti.
Ardından kürsüye çıkan Muzaffer Erol Gez ise "Sen oralara gitmek istedin de ben seni paçandan mı tuttum arkadaşım" diye söze başlayarak "Bazı ekstrem dağcılar tabii ki klasik rotalar dışı yeni şeyler denemek isteyebilirler" diye devam etti.
Sözünü ettiği "ekstrem" dağcılar bizdik ve o zamanlar dağda tırmanabildiğimiz en "ekstrem" zorluk derecesi V- idi.
Aslında sanırım kalbinden geçen ama söyleyemediği şuydu : "Ben de senin kadar tırmanabiliyor olsaydım klasik rotalarda işim olmazdı ama ne yazıkki benim de sermayem Demirkazık küllahına 10 Alacaya 20 kere çıkmış olmam" ...
Benzeri bir durumu yakın zamanda (2000 yılında) Ballı da sevgili dostum Emin Elker ile yaşadım. Emin yanında hatırlayamadığım 2 ODTÜ'lü ile Ballı ya gelmişti.
Ben "Rotaları denesene" dedim O ise cevabi olarak "Biz bolta karşıyız o yüzden boltlu rotaya girmem" dedi. Oysa ki ben birkaç yıl önce Cımbarda Michael'le beraber Michael'in boltladığı rotalara tırmandığını biliyordum.
Emin aslında şunu söylemek istemişti : "Ben sizin çaktığınız boltlu rotalarda tırmanırken düşersem karizmam çizilir o yüzden sizin çaktığınız boltlara karşıyım"
Bugünkü bolt tartışmasını altında yatan dört endişeyi herkes farkediyor ama kimse dillendiremiyor:
1. Bazı duvarların boltlanması durumunda zaten birçok kişi için henüz ulaşılmaz olan teknik rotalara daha da "ektrem"leri ilave olacak. Bu da genel anlamda çıtayı çok küçük bir azınlığın lehine bir şekilde yükseltirken sade vatandaş dağcıların karizmasını çizecek.
2. Dağda VII+'ları zorlayan ve VIII çıkmak isteyen bu küçük azınlık 1. maddedeki gerçekten ötürü aslında çok da sevilmiyor; çoğunluğu İstanbullu olan bu azınlık genel anlamda bir çeşit kamuoyu onayı almaya çalışıyorlar, onları bu aşamada durdurmak yada en azından yavaşlatmak bölgesel üstünlüğü kaptırmamak adına çok önemli.
3. Dağdaki olası boltlama spor tırmanıcılara dağların yolunu açacak; takozla VI derece çıkamayan ama bolt olunca VIII tırmanabilen ve sayıları sürekli artan Ballı tayfası klasik dağcıları ürkütüyor (yine ekmek kavgası)
4. Dağdaki boltlamanın yine birkaç kişilik küçük bir grubun hegemonyasına geçmesi yani boltlama kurallarının yine bu kişiler tarafından belirleneceği endişesi var.
Bitmedi, tam beş önemli durum daha var :
Bolt karşıtı grubun büyükçe bir bölümü belki de hayatları boyunca sözü edilen teknik rotalara girmeyeceklerdir hatta boltları uzaktan bile görmeyeceklerdir (!)
Bolt taraftarlarının kullanmadığı malzemelerin başında sikke gelir, sikke tırmanış açısından bolttan daha zararlı bir alettir çatlakları aşındırır ve ve tekrar emniyet alınamaz hale getirir ancak bolt taraftarlarının karizma çizdirme gibi bir endişesi olmadığından bu konuda bir anti sikke kampanyasına girişmemişlerdir.
Aladağlar İsviçre ve Fransız Alpleriyle karşılaştırılamaz, Alplerde buz ve kar kalıcıdır ve ana zorluk mix tırmanış zorunluluğuyla çok değişken olan hava koşullarıdır. Ancak Aladağlar gerek kaya yapısı gerek kliması gerekse de kar- buz oranı açısından Dolomitlerle karşılaştırılabilir Bu bölgede de çok sayıda bolt olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Patagonya'da da boltların varlığı mevcuttur.( sadece compressor route'de değil Fitzroy'da da var.)
Aladağlarda en üst zorluktaki rotaları tırmanmış olan küçük elit geleneksel rotaların sınırına geldiler bundan sonraki aşamadaki rotalarda bolt olmak zorunda.
Aladağlara bolt zaten çakıdı Tranganın yanısıra İranlılar Doğu duvarını boltladılar onlara itiraz eden olmadı.
Sonuç olarak kim ne derse desin Türkiye'de bugün için gelinen noktadaki gelişmeyi bolt'a borçluyuz; mademki bolt konusunda kirlilik ikincil bir etken o zaman gelişme sürdürülmeli, bu durumda mevcut bir grup karizmayı çizdirirken gelecek kuşaklar ekmek yiyecekler.
Nasıl mı olacak ? Artık dağlarda da VII - VIII tırmanabilen bir tırmanıcı kuşağı ortaya çıkacak.
Batur Kürüz
________________________________________________
Boltları neye benzetiyorum biliyor musunuz; sabuna! Neden mi? Anlatayım:
Gecmisi, bundan 5000 yıl kadar önceye dayanan ve temizlik maksadıyla kullanılmaya başlanan sabun, ergenlik çağının baharına erisen erkekler aleminde bambaska bir misyona daha sahip olur, bilirsiniz. Halk arasında daha cok "otuz bir" olarak adlandırılan ve tabiri caizse, yatay vaziyetteki organik Pizza kulelerinin cilalanması uzerine kurulu malum aktivitede sabun, tamamlayıcı bir obje olarak karşımıza çıkar. Birtakım emellere erisemeyen, suratlarinda sivilcelerin yeni yeni filizlendigi bir suru delikanli, sabun vasitasi ile bastiramadiklari atesli durtulerini gecici bir sure icin de olsa dizginlerler, açlıklarını giderirler. Onlar erisemedikleri bu emellerin acligini sabun yardimi ile doyurmaya calisa dursunlar, kimileri de, sabunu sadece temizlik maksadı ile kullanmaya devam ederler.
Dağcılık camiamıza baktığım zaman, -elimde olmayarak- bolt olgusunun tıpkı asıl maksadı dışında kullanılmaya başlanan sabun öğrneğindeki gibi, amacı dışında dillere dolandığına inanmaya başladım uzunca bir süredir. Kimse darılıp gücenmesin ama, bolt, dağcılık camiamızdaki bir kısım insanın hayatında masturbasyon objesi olmaktan öteye geçmiyor kanatindeyim. Bu bir kısım insan, birtakım duygularını pratikte tatmin etmektense, bolt tartışmalarının sağladığı zemini kullanarak kendini tatmin etmeye çalışıyor. Sıcacık kaloriferli evinde, bilgisayarının başında oturduğu yerden ahkam kesiyor, belki de kendini bir kahraman gibi hissediyor.
Tabii ki "Bolta Karşıyım!" ya da "Bolt Taraftarıyım!" diyen herkesi bu kümeye dahil etmek istemem. Fakat, bu gibi cumleleri sarf eden bir sürü insan ne yazık ki bu kümenin elemanı gibi davranmakta. Gerek e-posta listelerinde gerekse gerçek hayatta bunun birçok örneğini görebiliriz.
Tırmanışa başladığım ilk senelerde, bolt tartışmalarının olduğu her sohbette ben de iki çift laf edebilmek için yanıp tutuşurdum; ancak son yıllarda yakın çevremdeki arkadaşlarım ne zaman bolt konusunu tartışmaya başlasalar, ne en ufak bir heyecan belirtisi hissedebiliyorum ne de bu tartışmalarda yer almak için eskisi gibi can atıyorum. Onlar ilk başta gayet sakin bir eda ile başlayıp, entelektüel bir formatta sürdürdükleri bolt tartışmasını, sonunda bir çözüme bağlayamayıp da ağızlarından tükürükler saçarak birbirlerinin suratına "Çakarım!" "Çakamazsın!" tehditlerini savurmaya başladıkları o son raddeye geldiklerinde dahi, fikrimi beyan etmek zahmetine girmiyorum. Diyeceksiniz ki: "Kardeşim! Ne bu vurdumduymazlık! İnsanın bir duruşu olmalı!" Haklısınız. Ama bemin de kendime göre haklı bir sebebim var.
Öncelikle şunu peşin peşin söyleyeyim: Ben bolta sempati ile bakan bir tırmanışçıyım; ama optimum düzeyde. Kendimi bildim bileli de tırmanmak, hayatımda su içmek kadar önemli bir ihtiyaç. Bu ihtiyacı karşılayamadığım zamanlar saldırganlaşırım, etrafımdakilere küserim, alınganlaşırım. Hayat bombok gözükmeye başlar! Bir de bu öyle bir meret ki kardeşim, sabunla mabunla da teselli edemiyor insan kendini. İlla ki tırmanacaksın! Hah! İşte durum böyle olunca da tırmanmak ihiyacınızı gidereceğiniz bir takım -harbi- ibadetgahlar gerekiyor. Benim içinse bu ibadetgahların en güzeli cimnastik hareketlerin, estetik fügürlerin sergilenmesini gerektiren sert ve zorlu spor rotalar. Bayılıyorum! Boltlu rotanın dibinde durup da yukarıya doğru uzayıp giden o sanat eseri hatları izlerken insanın tüyleri ürperiyor... Bir kısım insanın "E KAKA!" dediği boltlar benim gözüme NiRVANA'ya giden basamaklar biçiminde gözüküyor. Hele hele sabah güneşinde çadırınızdan çıkıp da kayadaki pırıl pırıl boltların davetkar ışıltısını görmek! Müthiş bir şey işte bu ya!
Gördüğünüz gibi sempati kelimesi, bolta olan sevgimi anlatmak için hafif kalıyor. Tranga'nın dibine gidip de rotanın ilk boltunu gördüğümüzde, partnerim Özgür ile az daha secde edecektik! O ne müthiş bir hat o ne müthiş bir rotaydı öyle! Yahu galiba ben, bolta sempati duymanın ötesinde, onu kutsal birşeymiş gibi seviyorum... Biraz daha sevsem din iman elden gidecek!
İşte bu yüzdendir ki, tırmanışa başladığım ilk zamanlarda bolt tartışmalarında ön saflarda yer alamak ve bu kutsal emaneti kanımın son damlasına kadar savunmak için can atardım. Bu misyona(!) hizmet etmek her zaman ruhumu okşardı. Gelgelelim zaman içerisinde bu keyifli söz dalaşından dirhem keyif alamaz oldum. Çünkü, bir süre sonra fark ettim ki, bolt tartışması yaptığım insanların büyük bir çoğunluğu ya radikalce savunduğu görüşler ile çatışan bir pratik hayat sürmekte, ya da tırmanışçı diyemeyeceğim kadar tırmanıştan uzak insanlar....
Adam, "senin bolt çakma hakkın varsa benim de sökme hakkım var!" diyor mesela. Haklı tabii mantık olarak. Ama kuzum madem o kadar hakçı hukukçusun, bu duruşunu başka konularda da gösteriyor musun? Bu duyarlılığını? Ytudak Listede telaffuz edildiği gibi, kaçak avcılık, dağlardaki turizm kirlenmesi vb. konularda sinik bir tavır izlerken konu bolt olunca mı entelektüel kesilip sesini yükseltiyorsun. Bu yüzden, bolt olgusuna tabiyata verilen tahribatı bahane göstererek karşı çıkan biri, hayatın diğer alanlarında da beni bu felsfeye sahip olduğuna ikna edemedğinde, konuyu tartışmak benim için anlamsızlaşıyor. Bu kişiyi samimi bulamıyor ve de tartışmaktaki maksadını da "masturbasyon yapmak" olarak görmeye başlıyorum. Ağzından köpükler saçan bu şehvet düşkünü adam, suratıma patlamadan hemen uzaklaşıveriyorum yanından, konuyu da kapatıyorum.
Böyle bir adam, hele hele doğru dürüst tırmanış yapmayan biri olduğunda ise iyicene deli oluyor, tartışmak şevkimi yitiriyorum.
Yani, şöyle adam akıllı bolta karşı olan, hayattaki duruşu bu fikri ile paralel, üstlüne üstlükte bolt kullanmayarak kaliteli teknik tırmanışlar yapan biri ne hikmetse çıkmadı bir türlü karşıma! Öyle bir savunsa ki tezini, şapa oturtsa beni! Ağız tadı ile sıkı bir tartışma yapsak, ben boltu neden bu kadar çok sevdiği mi anlatsam! Ona da ne kadar çok faydalı olabileceğini izzah etsem falan... Tabii ki Royal Robins gibi Reinhold Messner gibi söylediği ile yaptığı arasında böylesine muhteşem bir uyum sergileyen üstatların karşıma çıkacağı hülyasında da değilim . Ama yahu en azından "ben bolta karşıyım!" deyip de iyi kötü dağcılık anlamında çıtalarımızı bir gıdım da olsa öteleyen, ötelemeye çalışan birileri hiç mi yok!
Çok merak ediyorum; acaba hayatında boltlu rotalarda tırmanmayıp da bizim dağlarımızda muhteşem teknik zorluktaki rotaları açan birileri olacak mı? Takip ettiğim kadarı ile günümüz ülkemizde, dağcılık standartlarımızı öteleyen teknik tırmanışçıların -belki de- tamamı spor tırmanış deneyimi olan insanlar. Aynı performansı gösteren bolt karşıtlarını da görebilecek miyiz acaba? Elbe ya da Peak Disrict'deki hard grit tırmanışçıları gibi tırmanışçılar görebilecek miyiz...
İşte bu yüzden boltu, sabuna benzetiyorum. Ağzı ile duruşu arasında tutarsızlıklar olan, tırmanış anlamında ipe sapa gelmez şeylerle oyalanan ama laf bolta gelince aslan kesilen bir kısım tırmanışçının(!), olmak isteyip de olamadıkları, yapmak isteyip de yapamadıkları şeylerin yerini doldurabilmek için kullandıkları bir çeşit masturbasyon objesi...
Bu da benim nacizen fikrim...
sevgiler,
burak özdoğan
|
|