Şubelere Hızlı Erişim
Ana Başlıklar
Site İçi Arama Motoru
 
Anahtar kelime giriniz.
Detaylı arama için tıklayın
ÖZLEDİKLERİMİZ..
Sevgili özel Pak Ağabeyimiz..

Taziye Defterine Yazınız
İlave Sayfalar
Faydalı Linkler
Meteorolojik Bilgiler & Linkler
Site Kullanımı Hakkında

Göller Yöresi Bisiklet Turu (Kamplı)
Göller Yöresi Bisiklet Turu (Kamplı)
Göller Yöresi Bisiklet Turu (Kamplı)
Aslında hikayemiz Haldun Aydıngün hocamızın zirvedak'a gönderdiği bir e-postayla başladı. Bu e-postayı okuduğumda yazının bir bölümünde farklı faaliyetlerin yapılması gerektiği örneğin İstiklal yolunun yürünmesi gibi etkinliklerden bahsediyordu, ben de o sıralar hocamızın birkaç kitabını zevkle okurken bisikletle ilgili bölümlere takılıp kalıyordum. Yaklaşık 25 senedir binerim bu faydalı alete ama itiraf etmeliyim son 10 senedir ihmal etmiştim. Neyse dağ partnerim İlker Akın'la konuştuğumda 19 Mayıs haftası Konya Akşehir'den başlayarak İzmir'e batı cephesi yolunu takiple bisikletle ite kaka 4 günde geçebileceğimizin kararını aldık ve çalışmalara başladık. Eeeee İlker arıza, bende de var, kondisyon anlamında da yeterliliğe sahibiz dedik ama İlker'i bir anda tabip asteğmen olarak askerde bulduk gülüyorum ama sırası mıydı dedim kendi kendime tühhh.
  
  İşler bu şekilde olunca bir şey yapmalı dedim ve ülkemizde en sevdiğim bölge İç Ege ve Göller Yöresinin doğu kesimini bisikletle 3-4 günlük bir sürede geçmeyi planladım. İstanbul şube başkanı Kadir Abi'nin ofisinde laflarken durumu Kadir Abi'ye söyledim, her zamanki babacan tavrıyla "olur evlat neden olmasın" onayını aldıktan sonra duyurusunu oracıkta hazırlayıp grupla paylaştım. Duyuruda 2 hafta kadar kaldı faaliyet, istediğim sayıya ulaşınca duyurulardan kaldırdım ve 16 Mayıs tarihini beklemeye başladık.
  
  15 Mayıs akşamı:
  
   Faaliyetten bir hafta önce tüm katılımcı arkadaşlarla mail yoluyla haberleştik, malzeme paylaşımı, hava tahmin değerlendirmeleri, teknik ekipmanlar, bisikletlerin araca yüklenmeden önce sökülmesi gibi. İstanbul'un batı yakasında toparlamaya başladık bisikletleri, hem hareket ediyoruz hem de kaptanımıza söktürdüğümüz 2 koltuğun oradaki bölümde küçük bir atölye oluşturduk, bir yandan bisikletleri söküyor bir yandan da Kadıköy'e diğer arkadaşları almaya gidiyoruz, tam bir ekip çalışması.
  
  BURADA FOTO 1 VAR
  
  
  
  
  
  Kadıköy'ü de toparladık ve yola koyulduk. Bisikletlerin araca sığması konusunda olan tereddütlerimin hiçbiri kalmamıştı ve artık rahatlamıştım ve yola koyulduk 12 bisiklet ve 14 kişi.
  
  Sabah saatlerinde Afyon'dan gönül elçimiz Adem Amca'yı da alınca Afyon'da kahvaltı, Isparta'da alışveriş derken havaya girmeye başladık. Isparta'dan Antalya'ya yönümüzü çevirip Torosların tam kalbinden batı istikametine giriş yaptık. Keskin virajlar, rampalar, kayalara yalvarırcasına tutunmuş ağaçlar, Aksu çayının orman içerisinden yolculuğu derken Eğirdir ilçesi 25 km. güneyindeki Kovada Gölü Milli parkına vardık, burada bisikletleri araçtan indirip montajları yaparak hazır hale gelmiştik. Bizden başka bisikletli bir grupla da ayak üstü sohbetimizi yaparak pedallara basmaya başladık.
  
  
  BURADA FOTO 2 VAR
  
  
  Kovada bakir ortamıyla eşsiz güzellikte bir göl ve yeşil alan, yıllardır giderim bakir ve hiç bozulmasın diyorum. Parkurumuz Eğirdir istikametinde Kovada çayının Eğirdir gölüne kadar durgun bir akıntıyla yol aldığı çevresi kiraz, vişne, elma, erik gibi sert çekirdekli meyvelerin bahçeleriyle sağlı sollu sarıldığı, tenha ve düzgün bir yol, çok az araç geçiyor. Ara molalarla öğlen başladığımız parkuru saat 15 gibi Eğirdir'de bitiriyoruz (25 km.). İhtiyaçlarımızı tamamladık aynı gün devam edeceğimiz diğer parkurumuz Eğirdir - Barla 40km. 12 bisikletimizin 6 tanesini araçlara yükleyip 6 bisikletçi yola devam ediyoruz. Eğirdir'den çıkar çıkmaz rampalar başlıyor, bir çıkıyoruz bir iniyoruz, araçla giden grup bizi sollayıp 40 km. ötedeki kamp alanımıza doğru devam ediyor, biz ise pedallara asılmaya devam ediyoruz.
  
  BURADA FOTO 3 VAR
  
  
  Gölün maviliği derinliğine çekip moral veriyor, güneş de var ama ara ara bulutlar başlıyor hava bozacak gibi, ter basıyor bu arada rampayı tırman, inişe geç son sürat aynı sayfayı tekrar tekrar okumak gibi, bu şekilde Barla'ya geliyoruz. Su tüketimi had safhada ama tuvalete uğrayan yok, bir benzinlikte duruyoruz ( zaten bir tane var ) 1 şişe soda, bir tane daha, olmadı çeşmeye dayan, ekibimizin son üyesi 20 dak. sonra benzinliğe giriş yapıyor. Özer, lastik canavarı adam, ayaklarından tutup ters şekilde sallasanız iç lastik düşecek heryerinden 2 tane pompası var ama hakkını veriyor asfalt hariç heryeri kullanıyor kaldırım, patika, diken lastikleri patlamış yine bundan ötürü geç kalmış, bu senaryo faaliyet boyu devam edecek anlaşılan.
  
  
  BURADA FOTO 4 VAR
  
  
  Yola devam edip kamp alanımıza varıyoruz, diğer arkadaşlarımız çadırlarını kurmuş, yemek hazır: sarımsaklı yoğurtlu makarna, turşu kavurması ( İnci'den ) Ofli ve salata gibi. O kadar açız ki ne yesem o kadar güzel ki turşunun şap etkisindeki tuzu sanki metobolizmamıza kaybettiklerimizi geri vermek için atılmış Bulaşığı İnci ile gölün kıyısında doğal deterjan kumla yıkıyoruz, kamp ateşi yakıp sohbet derken çekiliyoruz çadırlara.
  
  17 Mayıs sabah 06:00
  
  Adem Amca: Ya Cumhur kalkmıyo bunlar (50 desibel )
  
  BURADA FOTO 5 VAR
  
  Cumhur: Yok Adem Amca bir grup belirli süre aracı kullanacak ( 55 desibel )
  
  Derken tüm grup uyanıyor kahvaltı faslını geçip Ben (Cumhur), Özer, Dinçer, Ayşe, Işıl, Hakan Çetin, Gökhan yola çıkıyoruz saat 08:00, Eğirdir gölü batı yakası Barla yakınları, faaliyetin 65. km.si, başlıyoruz. Yine tatlı iniş ve çıkışlar solumuzda karlı Barla dağı, sağımızda sazlıklar, ördekler, balıkçıllar ve Dedegöl dağlarının uzantısıyla Eğirdir gölü offf offf ne güzel bir gün ne güzel bir yer. Orada hergün şükrettiğim bir şeye tekrar şükrettim: iyi ki bu coğrafyada doğdum ve yaşıyorum.
  
  BURADA FOTO 6 VAR
  
  
  
  1. Kamp alanımız Boyalı Plajı BURADA FOTO 7 VAR
  
  
  Gölün kuzey kısmı olan Hoyran tarafına geçiyoruz, kuzey ucu bir ovaya yaslandığı için yaklaşık 10 km. kadar düz bir hat takip ediyoruz, yine Özer'in bisiklet alarm veriyor bu defa da pedal yerinden çıkıyor, haydaaa, onu orada bırakıp arkamızdan gelecek araca havale ediyoruz, yarım saat sonra bizim terminatör pedalı tamir edip bize yetişmiş dağı delmiş.. Anlayacağınız. Kuzey ucu geçtikten sonra 400 - 500 metrelik rampalar ve akabinde 200 - 300 metrelik inişlere geçiyoruz. Yalvaç ilçesi istikametimiz. Buradaki atmosfer baharın bütün güzelliklerini sunuyor bizlere, hangi tepeye baksanız Van Gogh tablosu gibi. Kocaman rengarenk halılar serilmiş gibi yerlere ve çıldırtırcasına keskin kokular, karşımızda karlı zirvesiyle Barla dağı Eğirdir ve Hoyran'ı birbirinden ayıran boğaz ve aşağıda mıknatıs etkisiyle bomboş bir plaj. Rüyadayız ve uyanmak istemiyoruz.
  
  BURADA FOTO 8 VAR
  BURADA FOTO 9 VAR
  
  
  
  
  Yalvaç bulunduğumuz rakımdan daha yüksekte bir ilçe, Aşağıkaşıkara köyüne geldiğimizde araçla kamptan ayrılan grubumuz bize yetişiyor bisikletçi gruptan ayrılıp göle serinlemeye giden Dinçer'i de alarak buluşuyoruz diğer arkadaşlarla.
  
  Faaliyetin bu bölümünü ayakta kalan grup devam ediyor Cumhur, Hakan Çetin ve Gökhan olarak baş başayız 130. km
  
  Hakan abi: Olum rampa nasıl?
  
  Cumhur: Abi Adem Amca söyledi, Kumdanlı'da sağlam bir rampa varmış ( Aslında defalarda geçtiğim bir yol ama burada bisiklete bineceğim aklıma gelmemişti altında motorlu araçla geçince de rampaları unutuyor insan. Ama bundan sonra unutmam )
  
  Hakan abi: haa tamam
  
  Devam ediyoruz sıcak basıyor saat 15.00 küçük birkaç rampa inip çıkıyoruz ve karşımıza 2-3 km. lik oldukça dik rampa işte ooo gözümüzü korkutsa da çıkacağız mecburen başlıyoruz sağa kıvrıl, sola kıvrıl.
  
  Ter boşalmaya başladı, benden de , Gökhan'dan da,, Hakan abininde sağ dizinde zorlanmaya bağlı ağrılar başladı, su içiyoruz ama nereye gidiyor anlamıyoruz. 1 saatte yarım litre su tüketirken, şimdi bir dikişte yarım litre yetmiyor. 1 molayla rampayı bitiriyoruz ama bizim de gücümüz azalıyor, 90 km. boyunca pedallara sıcakta basarak, az miktarda gıda takviyesi ve su ile devam ediyoruz.
  
  Aaaaa ağabeycim bir rampa daha var yok yok olamaz.
  
  Olur abi ha gayret bunu da tırmanırsak tamamdır, bu kadar yorgun olmamıza rağmen rüzgarın etkisiyle dalgalanan başaklar, gelincik tarlaları ve okşayan ılık rüzgar moral veriyor farkettirmeden.
  
  2.Rampa: Basın ben geliyorum diyor Hakan abi, yok abi biraz inelim bisikletten ve yürüyelim ( Vucudumuzda kol, omuz, kalça ve dizlerimiz aynı duruş ve hareketlerden dolayı rahatsızlık boyutuna taşıyor bedenlerimizi )
  
  Cumhur: Biraz yürüyelim abi
  Hakan: Yürüyelim koçum
  Cumhur: abi Yalvaç'ta Nizam pidecisine gideceğiz 1,5 - 2 ne kadar söylersek etli ekmek.
  Hakan: Ne diyosunnnn
  
  Bu moral veriyor bize bu şartlarda insan yemekten başka da bir şey düşünmüyor açıkçası. Gökhan'da katılıyor yaklaşık 1 km yürüyoruz, orada Gökhan'ın ikram ettiği şekerler doping etkisi yapıyor ve yürümekte gerçekten iyi geliyor hepimize, rampanın eğimi azalınca atlıyoruz demir atlarımıza ve rampa nihayet sona eriyor. Solumuzda Sultandağları önümüzde Yalvaç ve yaklaşık 3-4 km. lik bir iniş, azıcık terimizin soğumasını bekliyor ve hareket ediyoruz. Günün başında yokuş yukarı pedallayan ayaklar keyfini sürüyor inişin hiç pedal basmıyoruz hızımız 40 -50 çocuklar gibi neşeliyiz  Eğleniyoruz koca adamlar. Yalvaç'a giriyoruz ve merkeze geldiğimizde Türkiye'nin en temiz ve düzenli ilçelerinden birinde olduğumuzu ben söylemeden dostlarım anlıyor, yerlerde bir tane izmarit dahi yok. Şirin bir Osmanlı ilçesi gibi eski zamanlardan günümüze ulaşmış Yalvaç'a selam.
  
  Hemen lokantaya. Gerçekten kurt gibi açız, bana 1,5 etli önden çorba olsun, yoğurt da var mı usta? var..... bana da birbuçuk Mevlana ............
  
  
  Diğer arkadaşlarla 800 küsür yaşındaki çınarın altındaki açık hava kıraathanelerinde buluşuyoruz. Yine soda üzerine bir soda daha zannedersem sabahtan beri 5 lt. den fazla sıvı tükettik kişi başı.
  
  BURADA FOTO 10 VAR
  
  
  
  Saat 17:00 Yalvaç'tan çıkışı yapınca Şarkilaraağaç'a doğru yöneliyoruz. Şarkikaraağaç Sultandağları ve Dedegöl dağları ve sırtındaki Kızıldağ arasındaki kocaman vadi içerisinde bir ilçe, Beyşehir gölüne komşu. Yolumuz yaklaşık 25- 27 km. aralığında, tüm ekip katılıyor bu parkura. İlk kmler geçildikten sonra bir rampa çıkıyoruz yaklaşık 4 km. ötede aracımız bizleri bekliyor büyükçe bir çeşme havuz karışımı bir yerde mola veriyoruz, arkadaşların nabızlara bakıyorum, biraz naz yapsalar da devam diyorlar ve yaklaşık 4 kmlik güzel bir iniş, üzerine de 5 km düz hat cilalıyor, her şey çok iyi...Konya makasına geliyoruz
  
  BURADA FOTO 11 VAR
  
  
  sola dönüş yaptığımızda yaklaşık 3 km lik eğimi yukarı çıktıkça artan bir yokuş, devammmm. Arkadaşlardan bazıları yürüyerek de olsa çıkıyorlar yokuşu, bitiriyoruz ve toplanıyoruz bundan sonrası iniş ve düzlük, çıkışımız kalmadı tam akşam saatinde ilçeye girip , bisikletleri emaneten biryere verdikten sonra Kızıldağ Milli parkına kamp atmayı düşünüyorum. İnişe geçiyoruz ve çabuk bitiyor, düzlüğe iniyoruz yaklaşık 20 mt. Önümde İnci var, vites değiştirirken bir anda bisikletin dengesini kaybederek bisikletin sağına doğru ve sol dizinin üzerine düştüğünü görüyorum hızımız 10 - 15 km süratte. Yanına gittiğimde asfalttan bankete kendi çabasıyla geçiyor, pantalondaki yırtığı görüyorum, Ayfer'le kazanın etkisini görmeye çalışıyoruz, pantalonun diz kısmında oluşan yırtığı aralıyorum ve kocaman bir yırtıkla daha karşılaşıyorum ve bu etkiyi yüzümde hissediyorum, aklımdan neler geçiyor bedenim yokuştan aşağı inişte kaybettiği ateşi tekrar üretiyor bir anda, tüm ekip geliyor, İnci durumun ciddiyetini anlamış durumda, her zamanki esprili tavrında olmasa da bize pedagogluk yapıyor soğukkanlılığına hayran olmamak mümkün değil.
  Ambulansss yok hayır çeşmede bıraktığımız, aramamızı bekleyen aracımızı arıyorum, acilen gelin diyorum 5-10 dak olmadan yanımızdalar, ayağa müdahalede bulunmuyoruz hastane yakında çünkü. Araç gelince ayağı bir matla sararak İnci'yi tek ayağı üzerinde arka arka çıkartıyoruz aracın ön kapısı merdivenlerinden, hepimiz çok üzgünüz akşamın çökmesine yakın bizler de çöküyoruz, moraller çok bozuluyor. Sonrası pedal çevirmeye başlıyoruz, İnci hastaneye ulaşıyor. 10 km var ilçeye hava kararıyor biz pedallarken, hiçbirşey hissedemiyorum heryer çok sessiz, sadece 3 bisikletin sürtünme ve zincir sesleri.
  
  Hastaneye geliyoruz, İnci nerede? Ameliyathanede. Neeeee ameliyathane mi?. Neyse yukarı çıkıyorum, ameliyathaneden Ahmet doktoru çağırıyorum 35 yaşlarında düzgün biri bana neler olduğunu sabırla anlatıyor, ortopetik bir durum olmazsa bu hastanede 1-2 saatlik bir operasyonla halledebileceğini söylüyor. Türk doktorlarına güvenim Çapa hastanesinin bahçesinde çocukluğumun geçmesinden ötürü fazladır, ellerinde büyüdük, hiçbir tereddütüm yok ve doktora rehber olarak ok veriyorum, yapacak fazla da bir şeyim yok zaten. Bahçeye iniyorum haydaaaa Ayfer bayılmış şimdi de, buyur buradan yak, İnci'ye hepimiz çok üzüldük ama Ayfer nereden çıktı şimdi, acile giriyorum beni yanına alıyorlar, Ayfer'in elini tutuyorum gözlerimin içerisine bakıyor Kafkas kökenli dirençli duygusal dostum. Hadi diyorum, bir de seninle uğraşmayalım diyorum gülüyor gözlerimin içerisine sulu sulu gözleriyle. Aslında bana da bir doktor gerekli ama psikolog
  
  Bahçeyi bir kamp alanına çeviriyoruz ameliyat boyunca kimi uyku tulumunu açmış, kimi matını gülüyoruz, üzülüyoruz biz ne yapıyoruzzz.
  
  Burada 2 saat geçirince iyi haber içeriden geliyor doktor beni çağırıyor ve durumu anlatıyor, yara derin ve dizdeki dokuları toparlayıp 9 dikişle lokal anastezi ile başarılı bir şekilde ameliyatı tamamlamış, ayrıca bu tip vakalarda toz ve toprağın paslı demirden daha fazla tetanos etkisi yapacağından tetanos ve antibiyotik yüklemesi yaptığını da özellikle belirtiyor.
  Doktora soruyorum sizi içeride güldürdü mü? Doktor da içeride küçük bir stand up yaşadıklarını söyleyip gülüyor, ayrıca İnci'nin doktordan dikişi papatya deseninde istediğini öğreniyoruz şaka değil gerçekten de doktora öyle söylemiş 
  Doktorun bu anlatımı çok hoşuma gidiyor şehir yerlerinde hastanelerde özellikle devlet hastanelerinde bilgi almak şifre çözmek gibidir bu konuda taşrada olduğuma seviniyorum. İnci'yi müşadele altında tutacaklar bu gece Ayfer ve Nuray refakatçi kalıyorlar yanında, bisikletleri hastanenin bahçesine kilitliyoruz bunu kendileri teklif ediyorlar ne kadar iyiler anlatamam, diğer grubu toparlayıp Kızıldağ'a yöneliyoruz.
  
  Gece saat 00:00 sulları Milli parka çıkıyoruz, çadır yeri ararken yanımıza kamptaki tesisten görevliler geliyor ve aşağıda ağaçtan evlerin fiyatlarını söylüyorlar, çoğumuzun banyoya ihtiyacı var 50 liraya 6 kişilik koca ev, hiç tereddüt etmeden 2 ev kiralıyoruz ve evlere geçip istirahate çekiliyoruz.
  
  
  18 Mayıs Pazartesi
  
  BURADA FOTO 12 VAR
  
  Sabah oluyor ve tüm grup uyanıyor hastaneden haber alıyoruz, İnci'yi, öğlenden sonra aşağıya inip çıkarabileceğiz ben de bu aradaki vakti bu güzel Milli parkta nasıl geçiririz planındayım. Gerçekten güzel bir kahvaltı hazırlıyoruz, kahvaltı ardından yukarı doğru kaldırıyorum başımı, madem Kızıldağ'dayız bir zirvesi vardır elbet, grubu toparlayıp belirli yerleri kerteriz alarak yürüyüşe başlıyoruz çok dik bir rampa ama heryer çiçek bahçesi orkidegiller, papatyalar, dağ sümbülleri adını bile bilmediğim birçok çiçek ve sedir ağaçları arasında tırmanıyoruz.
  
  BURADA FOTO 13 VAR
  
  
  Tepeye ulaştığımızda Kızıldağ zirvesi benim ölçülerimle 30 dak, Hakan Abi'nin ölçüleriyle 2 saat uzaklıkta  buraya neden Kızıldağ denildiği apaçık ortada. Ggerçekten kızıl renkte bir yapıya sahip, yaklaşık 1700 metrelerdeyiz ama zamanımız kısıtlı olduğundan Zirve çıkışını iptal ederek bu güzel noktadan dönüşe geçiyoruz, kamp alanına bir telefon, kaptanlar çayımızı hazırlamış, yorgunluk atıyoruz çay ve kocaman bir karpuzla.
  
  Toparlanıyoruz ve aşağıya inişe geçiyoruz, yolda ilerlerken papatya tarlası dur kaptan dur, İnci en çok papatya sever diyoruz ve hep birlikte inerek papatyaları topluyoruz, sonrası hastaneye devam. Hastaneye geldiğimizde herkes İnci'yi ziyaret ediyor biz de durum değerlendirmesi yapıyoruz. 19 mayıs sabahı 09:05 için uçak bileti alındı İnci ve Ayfer için, bizimle bu günü ve geceyi geçirmesi uygun değil, istesek o anda hastaneden çıkartıyoruz ama doktor bu gecede kalmasının sorun olmayacağını söylüyor ve İnci'nin ve Ayfer'in bu gece de hastanede kalmasına karar veriyoruz.
  
  BURADA FOTO 14 VAR
  
  
  Sonrası aşağıda hazırlık başlıyor, bu defa bisiklet yönümüz Yenişarbademli, Beyşehir gölünün batı kesimi, yola çıkıyoruz tüm ekip düz bir hattan birkaç köy geçiyoruz en büyük ilgiyi çocuklardan görüyoruz,
  
  BURADA FOTO 15 VAR
  BURADA FOTO 16 VAR
  
  
  
  10 km böyle devam ediyor ve Salur rampasına geliyoruz, oldukça dik bir rampa ben bir solukta çıkıyorum ve arkadaşları bekliyorum. 20 dak içesinde tüm kadro toplanıyor, azıcık dinlenip yola çıkıyoruz. Salur boğazını geçince başka bir dünyaya adım atıyorsunuz, aşağıda Beyşehir gölü, sazlıklar, yemyeşil buğday tarlaları, içerisinde onlarca leylek, yaban ördekleri, inek sürüleri, Dedegöl dağlarının doğu duvarları kaya tırmanışı için müthiş yerler ilgilenenlerin dikkatine!!!!. Saat ilerliyor ama yol o kadar güzel ki tüm ekip güzellikten sarhoşuz Akşam çökmeden 25. km'de durduruyorum ekibi. Kamp alanımızı seçiyoruz. Yolun dağ tarafı karayolundan 10 metre içeri tepeye ve göle nazır bir düzlüğe kuruyoruz kampı. Hiç vakit kaybetmemeliyiz çünkü sabah 06:00'da hastaneye gidip en geç saat 08.00 gibi Konya'da havaalanında olmamız gerekiyor, bu nedenle tüm hazırlıkları bir an önce sallanmadan yapmamız gerekli. Hadi bisikletleri söküyoruz hemen hava kararmadan, sonra çok zor olacak, çalışma başlıyor bisikletleri söküp İstanbul'da araçtan iniş sıramıza göre dizmeye başlıyoruz en son inecekler en dibe. Kaptanımız da çok anlayışlı ve bizim kadar çalışıyor, bisikletler yüklendi ohh çekiyorum. Toplanmanın yarısı bitti ne mutlu, akabinde çadırları kuruyoruz.
  
  BURADA FOTO 17 VAR
  
  
  Ve Manavgat'tan dostum Mehmet Abi geliyor motosikletle, elinde sipariş ettiğim ekmekler, bahçesinden koparttığı yaz portakalları ve malta erikleriyle bizi görmeye geldi yarım saatliğine 150 km yoldan, o da yol hikayelerimden biri aslında, yıllardır aile olduk, hey gidi günler diyorum. Elimizde kalan ne yiyecek varsa sofrayı hazırlıyoruz ve güzel bir tüketim örneği "kalan ne varsa" hemen hemen hepsini tüketiyoruz, üzerine akşam çayı ve Beyşehir üzerinde çakan şimşekleri izliyoruz. Çok fazla vaktimiz yok sabah 04:00 sularında uyanmamız gerekli, uykuya çekiliyoruz, asfaltın yanında olmamıza rağmen hiç araç geçmiyor, bu da çok sevindirici, sabah 04:00'te uyanıyor tüm ekip, 1 saat kadar sürüyor toplanma ve hareket etmemiz, gün daha ışımadı, yaklaşık yarım saat sonra hastanenin önündeyiz, hastaneye giderken bu güzel coğrafya ile bir daha mutlaka görüşeceğiz tebessümü ile ayrılıyoruz, işimiz yarım kalmadı ama sanki böyle bir duygu kaplıyor tüm ekibi. Hastaneden çıkartıyoruz İnci'yi ve İnci'nin güzel enerjisi sabahın 05:45'inde kendisini gösteriyor hasta bakıcılar, görevliler mini bir merasim göstermesine şahit oluyor, eller sallanıyor ardımızdan, ayrılıyoruz, yolda tabiî ki konu İnci'ye endeksli sabahın köründe kırılıyoruz gülmekten hastane, doktor, hasta gibi konular etrafında  Konya'ya geliyoruz, Ayfer ve İnci'yi gönderiyoruz, bu defa yönümüz Konya'nın merkezi. 40 çeşit çorba yapan bir mekan buluyoruz vatandaşın tarifiyle, çorbalar lezzetli. Ardından Mevlana ziyareti, tekrar yola düşüyoruz. İzmir yoluna doğru Akşehir'e geliyoruz, Akşehir güzel memlekettir, evleri güzeldir, insanları güzeldir, meyveleri güzeldir, tarihi güzeldir, kısacası her şeyi güzeldir. Şehir aslında Konya'ya 120 km uzakta ve Safranbolu, Beypazarı tadında biryer, etnografya müzesini geziyoruz, cumbalı evleriyle dar sokakları, çocuklara laf atıyoruz onlar da bize, gezinin başından beri kulağımızda hep o tını hellooo  Öğlen yemeğini ilçenin en eski lokantası "Lezzet tandır ve pide salonu"nda yiyoruz. Bu mekan yıllardır uğradığım atalarından beridir aynı işi sürdüren bir aile müessesesi,, tıka basa doyuyoruz.
  
  Yola devam ediyoruz, Sultandağı'na varıyoruz, Adem Amca'nın iniş vakti geliyor. Adem amcanın evinin balkonda yarım saat geçiriyoruz ve gezinin başında tokalaşan eller artık kullanılmıyor, herkes sıcacık sarılıyor koca çınarıma, onun samimi hayat tarzı tüm ekipteki arkadaşlara yansıyor keşke inmese bu yol hep böyle sürse diyoruz ama her hikayenin bir sonu oluyor tabi, eller sallanıyor, Adem amca evinin sokağa bakan kısmında sırf yoldan geçenler kullansın diye yaptığı çeşmeden bir bardak su alıyor ve döküyor arkamızdan. Yola devam ederken solumuzda Sultandağı Gelincikana zirvesi. Hakan abi bir anda dikkat kesiliyor "olum bu ne" (hayranlıkla bakıyor suratında şaşkınlıkla karışık buraya çıkmalıyım ifadesi) "abi merak etme gelir çıkarız burası bizim" diyorum. Önümüzdeki zaman periyodunda program yapıyoruz. Son olarak Sakarya nehrinin doğduğu Eskişehir Çifteler Sakaryabaşı'na uğruyor ayaklarımızı suya sokuyoruz. Devam ediyoruz Eskişehir'i geçince yol çalışmaları nedeniyle anayol kapalı. Nereden gidiliyor? Söğüt. Ve Söğüt'ten gidiyoruz. Atalarımıza bu faaliyetten sonra teşekkür etme fırsatı gibi, Osmanlı'nın doğduğu topraklardan geçiyoruz ve atalarımızı minnetle anıyoruz. Sonunda İstanbul'dayız.
  
  Faaliyetin fotoğraf linkleri
  
  http://www.flickr.com/photos/28528389@N00/sets/72157618574197834/detail/
  
  
  Faaliyetin gizli kahramanı Gökhan Atila yazısı:
  
  16-19 Mayıs 2009 / Göller Yöresi bisiklet turu 21/05/2009
  gokhan atila @ 14:20
  selam dostlar,
  Zirve Dağcılık'ın düzenlediği muhteşem bisiklet turumuzdan aklımızda yer eden bazı "an"ları şimdilik yazdım. Fırsat buldukça yenilerini ekleyip nihali halini verince tekrar bilgi vereceğim. Sizlerin de önerileriniz olursa mutluluktan uçarım
  örneği "kalan ne varsa" hemen hemen hepsini tüketiyoruz, üzerine akşam çayı ve Beyşehir üzerinde çakan şimşekleri izliyoruz. Çok fazla vaktimiz yok sabah 04:00 sularında uyanmamız gerekli, uykuya çekiliyoruz, asfaltın yanında olmamıza rağmen hiç araç geçmiyor, bu da çok sevindirici, sabah 04:00'te uyanıyor tüm ekip, 1 saat kadar sürüyor toplanma ve hareket etmemiz, gün daha ışımadı, yaklaşık yarım saat sonra hastanenin önündeyiz, hastaneye giderken bu güzel coğrafya ile bir daha mutlaka görüşeceğiz tebessümü ile ayrılıyoruz, işimiz yarım kalmadı ama sanki böyle bir duygu kaplıyor tüm ekibi. Hastaneden çıkartıyoruz İnci'yi ve İnci'nin güzel enerjisi sabahın 05:45'inde kendisini gösteriyor hasta bakıcılar, görevliler mini bir merasim göstermesine şahit oluyor, eller sallanıyor ardımızdan, ayrılıyoruz, yolda tabiî ki konu İnci'ye endeksli sabahın köründe kırılıyoruz gülmekten hastane, doktor, hasta gibi konular etrafında Konya'ya geliyoruz, Ayfer ve İnci'yi gönderiyoruz, bu defa yönümüz Konya'nın merkezi. 40 çeşit çorba yapan bir mekan buluyoruz vatandaşın tarifiyle, çorbalar lezzetli. Ardından Mevlana ziyareti, tekrar yola düşüyoruz. İzmir yoluna doğru Akşehir'e geliyoruz, Akşehir güzel memlekettir, evleri güzeldir, insanları güzeldir, meyveleri güzeldir, tarihi güzeldir, kısacası her şeyi güzeldir. Şehir aslında Konya'ya 120 km uzakta ve Safranbolu, Beypazarı tadında biryer, etnografya müzesini geziyoruz, cumbalı evleriyle dar sokakları, çocuklara laf atıyoruz onlar da bize, gezinin başından beri kulağımızda hep o tını hellooo Öğlen yemeğini ilçenin en eski lokantası "Lezzet tandır ve pide salonu"nda yiyoruz. Bu mekan yıllardır uğradığım atalarından beridir aynı işi sürdüren bir aile müessesesi,, tıka basa doyuyoruz.
  
  Yola devam ediyoruz, Sultandağı'na varıyoruz, Adem Amca'nın iniş vakti geliyor. Adem amcanın evinin balkonda yarım saat geçiriyoruz ve gezinin başında tokalaşan eller artık kullanılmıyor, herkes sıcacık sarılıyor koca çınarıma,(bu da ne hoş bi ifade be cum) onun samimi hayat tarzı tüm ekipteki arkadaşlara yansıyor keşke inmese bu yol hep böyle sürse diyoruz ama her hikayenin bir sonu oluyor tabi, eller sallanıyor, Adem amca evinin sokağa bakan kısmında sırf yoldan geçenler kullansın diye yaptığı çeşmeden bir bardak su alıyor ve döküyor arkamızdan. Yola devam ederken solumuzda Sultandağı Gelincikana zirvesi. Hakan abi bir anda dikkat kesiliyor "olum bu ne" (hayranlıkla bakıyor suratında şaşkınlıkla karışık buraya çıkmalıyım ifadesi) "abi merak etme gelir çıkarız burası bizim" diyorum. Önümüzdeki zaman periyodunda program yapıyoruz. Son olarak Sakarya nehrinin doğduğu Eskişehir Çifteler Sakaryabaşı'na uğruyor ayaklarımızı suya sokuyoruz. Devam ediyoruz Eskişehir'i geçince yol çalışmaları nedeniyle anayol kapalı. Nereden gidiliyor? Söğüt. Ve Söğüt'ten gidiyoruz. Atalarımıza bu faaliyetten sonra teşekkür etme fırsatı gibi, Osmanlı'nın doğduğu topraklardan geçiyoruz ve atalarımızı minnetle anıyoruz. Sonunda İstanbul'dayız.
  
  Faaliyetin fotoğraf linkleri
  
  http://www.flickr.com/photos/28528389@N00/sets/72157618574197834/detail/
  
  
  Faaliyetin gizli kahramanı Gökhan Atila yazısı:
  
  16-19 Mayıs 2009 / Göller Yöresi bisiklet turu 21/05/2009
  gokhan atila @ 14:20
  selam dostlar,
  Zirve Dağcılık'ın düzenlediği muhteşem bisiklet turumuzdan aklımızda yer eden bazı "an"ları şimdilik yazdım. Fırsat buldukça yenilerini ekleyip nihali halini verince tekrar bilgi vereceğim. Sizlerin de önerileriniz olursa mutluluktan uçarım
  
  Neler yaptık:
  
   * Leylekleri kovaladık
  
  * Rampaların sonundaki manzarayı gördüğümüzde "vaovvvv" şeklinde uzun uzun uluduk
  
  * Sucuklu yumurta sipariş ettik, yumurtalarını yiyip sucukları iade ettik
  
  * En iyi dans müziklerini Erkin Koray'ın yapmış olduğu konusunda fikir birliğine vardık
  
  * Psikodrama oyunları ile kendimizi biraz daha tanımış olduk. Önce birbirimize utanmadan yalanlar söyledik. Sonra bardak olduk, hayvan olduk, renk olduk, torba, kitap... hatta fantezi bile olduk.
  
  * Çocuklarla fotoğraf çektirdik. E-posta adreslerini aldık ki gönderebilelim.
  
  * Adem amcanın engin bilgi ve fikirlerinin bir kuple tadına baktık. Evine, özellikle de salıncağına bayıldık. Birazcık da kıskandık.
  
  * Pedal Sesi ekibi ile karşılaştık. Bizde daha çok kız var diye hava attık.
  
  * Güllü lokum yedik
  
  * Yalvaç'ta pide yedik, Akşehir'de ise tandır. İkisi de çok güzeldi. Ama en güzel yemekler elbet kamp başındakilerdi.
  
  * Eğirdir'de "Güçlüyüüüz, Cesuruuuz, Hazırıııız" diye nara attık, halkı ürküttük (en azından gönlümüzden geçti)
  
  * Bol bol maden suyu içtik
  
  * Bazılarımız yolu sevmediler, doğanın çağrısına tam kulak verip habire yoldan çıktılar.
  
  * Kamp ateşinin üzerinden atladık (foto başına 7 atlayış... ancak denk geldi)
  
  * Güneşin doğuşuna ve batışına bayıldık. Tepemizde olduğunda ise gıcık olduk.
  
  * Bir akşam kurbağa seslerini, diğer akşam cırcır böceği seslerini ninni yaptık.
  
  * Yengeçler çadırlarımızın etrafında (ve bazen içinde) bize bekçilik yaptılar.
  
  * Bol bol çiçek topladık. Hem mecazi, hem de asli
  
  * Eğirdir Gölü'nde yüzdük, Beyşehir Gölü'nde ise bakakaldık.
  
  * Sivrisinek sürüsü yemek anında üzerimizde muhteşem bir dans gösterisi yaptı
  
  * Hep erkenden kalktık, hayatı hiç kaçırmadık.
  
  * Keçiler yüzünden yoldan çıktık, teker patlattık.
  
  * Ütopya yolunda ilerleyen bir köy (Gedikli) gördük. Tiyatro ve folklor ekipleri olan, Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal'in eserlerinin başı çektiği bir kütüphanesi olan, kültür evi olan, yerde kocaman satranç tahtası olan aydın bir köy... Üç girişine deve, at ve keçi heykelleri dikmiş bir köy... Gençleri İmam Hatip mezunu dahi olsa Neyzen Tevfik'ten mısralar döktürüp şarap içen bir köy... Daha önce göçer oldukları için "Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir" sözünü çok seven bir köy. Hem şaşırdık, hem umutla dolduk.
  Detaylar burada:
  gokhanatila.wordpress.com/severim-2/gezmeyi-severim/16-19-mayis-2009-goller-yoresi-bisiklet-turu/gedikli-koyu-sarkikaraagac/
  
  * Birbirimize ne yaptıysak kasten yaptık, hiçbir şey için özür dilemedik (özellikle de Aysun)
  
  * Hayallerimizi paylaştık.
  
  * Yıldızları seyrettik. Kayan bir yıldız ile dilek tuttuk. Yavaş yavaş kayan yıldızların aslında uydu olduklarını öğrendik.
  
  * Suyun değerini çok daha iyi anladık.
  
  * Çadır kamplı bir turda bile ne kadar bakımlı ve güzel olunabileceğini öğrendik.
  
  * Bulaşıklar için en iyi deterjanın gölün çamuru olduğunu anladık.
  
  * Şirin köpek yavruları ile oynadık.
  
  * Rıfkı isimli maymun ile tanıştık. Birbirimizi çok sevdik. O halinden çok memnun görünse bile, keşke özgür olsaydı diye hayıflandık.
  
  * Kahvaltılarda türlü türlü kombinasyonlar denedik. Haşhaş üzerine bal sürdük mesela. Hatta ekmek içine lokum koymak isteyen bile oldu ama utandı.
  
  * Akşehir'de Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'ni gezdik. Eserlerin karşısına geçtik, bir elimizi çenemizin altına koyup hafifçe arkaya eğildik ve "hımmmm" dedik. Accayip entellektüel bir görüntü çizdik. Nasreddin Hoca heykelinin surat ifadesini hiç yakıştıramadık. Nerede o nüktedan hoca!
  
  * Neden Misya, Likya gibi turların yanında Akşehir turunun olmadığını çözemedik.
  
  * Mevlana'yı ziyaret ettik. Bir an şortla girmeye çekindik ama bir ses bizi çağırdı: "Geel gel. Şortla da olsa, mayoyla da olsa gel"
  
  * Sakarya Nehri'nin doğduğu noktadan çakıl taşları çıkardık.
  
  * Bir talihsizlik yaşadık. İnci arkadaşımız düştü ve minik bir operasyon geçirdi. Ama aslında onun ne kadar talihli bir insan olduğunu anlamış olduk. O halde bile gözlerinin ışıltısı hiç sönmedi, tatlı gülümsemesi hiç bitmedi.
  
  * Hiç bitmesin istedik. Hani şehir hayatında hep "akşam olsa, hafta bitse, okul bitse, kış bitse, o bitse, bu bitse" der dururuz ya... Bu turda ise hiçbir şey bitmesin istedik. Rampaları bile sevdik. O anlar birazcık daha sürsün istedik. Son kilometrelerde rehberimizden habersiz birbirimize fısıldadık: "Yavaş git yavaşşş"
  
  * Tüm bu güzellikleri bize sunduğu için ve bunun ötesinde biz canlılara "bazı şeyleri güzel bulma" veya "bazı şeylerden keyif alma" yeteneği verdiği için doğaya teşekkürlerimizi ilettik. Bu özelliğimizi daha sık kullanmak için doğaya söz verdik.
Bu Başlıktaki Diğer Konular  (Tüm Ürünleri Göster)
           
 22 Ağustos - 28 Ağustos 2009 Kaçkar Dağları  22 Ağustos - 28 Ağustos 2009 Kaçkar Dağları
 İstanbul Şube Hasan Dağı Trans  İstanbul Şube Hasan Dağı Trans
   Göller Yöresi Bisiklet Turu (Kamplı)  Şu an bu konuyu inceliyorsunuz
 İstanbul Şube - Kuzey italya Alpleri yürüyüş raporu...  İstanbul Şube - Kuzey italya Alpleri yürüyüş raporu...
 Aladağlar Yedigöller Platosu  Aladağlar Yedigöller Platosu
 İstanbul Şube Kaçkar Dağları Doğa Yürüyüşleri  İstanbul Şube Kaçkar Dağları Doğa Yürüyüşleri
 Yunanistan Olimpos Dağ Maratonu  Yunanistan Olimpos Dağ Maratonu
 İzmir Şube 27-28 Haziran Güzeller-Lahitkaya Faaliyeti  İzmir Şube 27-28 Haziran Güzeller-Lahitkaya Faaliyeti
 26-27 Eylül HASAN Dağı  26-27 Eylül HASAN Dağı
 İzmir Şube ERCİYES Tırmanışı  İzmir Şube ERCİYES Tırmanışı
 Beşparmak Kuzeybatı Duvarı raporu  Beşparmak Kuzeybatı Duvarı raporu
 İzmir Şube Aladağ Yaz Gelişim Kampı  İzmir Şube Aladağ Yaz Gelişim Kampı
 BURSA ŞUBESİ  BOLKARLAR AYDOS DAĞI  BURSA ŞUBESİ BOLKARLAR AYDOS DAĞI
 İzmir Şube Hasan Dağı 17-18 Ocak  İzmir Şube Hasan Dağı 17-18 Ocak
 İstanbul şube Büyük demirkazık Tırmanışı  İstanbul şube Büyük demirkazık Tırmanışı
ağrı dağı tırmanış kuralları yönetmeliği satılık black diamond sabretooth krampon mountblanch tırmanıs fotoları - mustafa akdemir satılık salomon vega mıd gtx doğada yön bulma 23 mayıs kılıçkaya faalıyetı zirve dağcılık eğitim programı selçuk şube yoncaköy - dere yatağı - ilsim rotası keşif yürüyüşü genel merkez - dogada ozgurluk fotoğraf yarısması sergimiz 21 ocakta açılıyor . nepal katmandu everest ana kamp trekking ve kültür turu türkiye'nin en güzel 10 trekking parkuru büyük demirkazık faaliyet raporu . 25-26 haziran 2011 kaya tırmanış web siteleri genel merkez - 23-27 ağustos 2010 ağrı tırmanışı kocaeli temsilciligi-05 aralik 2010-yedigoller doga yuruyusu istanbul şube 16-ekim-2010 cumartesi zeytince doğa yürüyüşü 30 – 31 temmuz 2011 - kabak koyu – saklıkent kanyonu – top gözü kanyonu - yuvarlak çay selçuk şube bafa gölü - heraklia - arapavlusu - latmos zirve faaliyeti faydalı linkler
Zirve dağcılık
Yazarlarımız
İkinci El Malzeme  daha fazlası için tıklayınız.
Bildirimler  daha fazlası için tıklayınız.
İndirim Bildirileri almak için tıklayınız.Erken uyarı: Göller Yöresi Bisiklet Turu (Kamplı) hakkındaki güncellemeleri bildir.
Tavsiye Edin
 
Konuyu arkadaşınıza göndermek ister misiniz?
Sponsor

Copyright ZİRVE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KLÜBÜ © 2012
Genel Merkez : Kibris sehitleri cad can yucel sokak no:2/2 Alsancak / IZMIR Tel : 0/232/464 09 53
Genel Başkan :Fatih Kutluer Cep: 0 532 670 27 57 - eposta: fatihkutluer@gmail.com
Tasarım : Bilgehan Selçuk - 0/554/4001853

 Dağcılık sporu risk içeren bir spordur. Web sitemizdeki bilgiler ile yapılacak tırmanışlarda, oluşabilecek kazalardan, kulübümüz sorumlu tutulamaz.Teorik bilgiler, pratik eğitimler ile takviye edilmediği sürece yetersizdir. Lütfen dağcılık kulüplerinden, kurumlardan yada bilgili dağcılardan eğitim almadan dağa çıkmayınız.