|
Tarih : 29 - 30 Mayıs 2010
Rota : Güzeller Dağı Batı Yüzü Kar / Buz Kulvarı
Ekip : Oğuz Kaan Şenol
Elif Üzer
Gökhan Uzun
Kullanılan Malzeme : Kask , kazma , krampon (İp , buz vidası , deadman , sikke , stoper gibi malzemeler de taşınmış ancak kullanımına gerek kalmamıştır.)
İstanbul - Kocaeli ortak faaliyeti olan bir dizi tırmanışı yapmak için 29.05.2010 cumartesi günü 19 kişilik ekibimizle Kocadölek'te kamp attık.
Cumartesi günü 15.30 da yapılan mini bir toplantı ile arkadaşlarımızın tecrübe durumlarına göre Lahitkaya ve Güzeller ekipleri oluşturuldu.
Gürtepe tırmanışını yapacak olan 5 kişilik ekip zaten belliydi.
Gece 02.15 de kamp yerimizden ayrılıp Yücel Bagatur rehberliğinde Valikonağı'na doğru harekete geçtik.
Takriben bir saat kadar sonra kendisini iyi hissetmediğini söyleyen Cengiz Aktaş (Kocaeli) dönüşe geçti ve bizler de 18 kişi olarak Valikonağı'na ulaştık.
Burada verdiğimiz moladan sonra Gürtepe ekibine başarılar dileyip kendilerini uğurladık ve Güzeller Batı Çanağı'na hareket ettik.
Bir süre sonra zeminde sert kar başlayınca krampon takılıp tırmanışa o şekilde devam edilmesi kararı alındı.
Bu noktada da malzeme eksiği olan 2 arkadaşımız geri dönünce Güzeller ve Lahitkaya tırmanışları için 11 kişi yola devam etmek durumunda kaldık.
Kamp yerinde kararlaştırdığımız ekip durumuna göre 11 kişilik ekipten 4 kişi Güzeller'e 7 kişi de Lahitkaya'ya tırmanacaktı.
Lahitkaya tırmanışını yapacak ekibimizle ayrılacağımız noktadan Güzeller Batı Kulvarı'nı inceleyip Güzeller tırmanışının mutlaka zirve ile sonuçlanmayacağını
İstanbul'a dönüşümüzün geç vakte kalmaması için gerekirse zirveye varmadan dönebileceğimizi açıkladım.
Hal böyle olunca Güzeller'e gelip zirve yapmadan dönmektense Lahitkaya'da zirve yapmayı tercih eden bir arkadaşımız Lahitkaya ekibine dahil oldu.
Saat 05.00 civarında Lahitkaya ekibimizden ayrılıp 3 kişilik mini bir ekiple Güzeller Batı Kulvarı'na doğru yola çıktık.
Kulvarın dibine vardığımızda ekibimizin küçük kaldığına şükretmedim desem yalan olur 
Kalabalık bir ekiple burayı çıkıp inmek çok büyük zaman kaybı olacaktı çünkü.
Kulvara girip de zeminin dikleşmeye başladığı noktadan itibaren buz üzerinde gerçekten de çok büyük zevk aldığımız tırmanışımız da başlamış oldu.
Kulvar boyunca mola vermeden sadece 15-20 adımda bir 10-15 saniye kadar nefeslenerek tırmanışımızı sürdürdük ve sık sık durum değerlendirmesi yaptık.
Kulvar başlangıcının 100 m kadar yukarısında zeminde bir kırılma görünce zaten mümkün olan en kısa sürede burayı tırmanmanın en akıllıca iş olacağı anlaşılmıştı 
Kulvarı bitirip de buzdan kaya/çarşak alanına geçtiğimiz noktada bir mola verdik. Bu molada Elif ve ben kramponlarımızı çıkartıp zirveye doğru kayalık zeminden
devam etme kararı aldık. Oğuz ise bele kadar yükselip sırt hattı boyunca buzdan devam edeceğini söyledi ve doğu ile batı kulvarlarının birleştiği bele kadar olan
50-60 m lik bölüm için kramponlarını çıkarmaya gerek görmedi. Mola sonrası zirve istikametine yükselmeye devam ettik. Biz kayadan Oğuz belden....
15-20 dakika sonrasında zirveyi gördüm (Aslında gördüğümü sandığımı biraz sonra anlayacaktık.) ve Elif'e kazma kramponları bulunduğumuz noktada bırakıp
zirveye daha hızlı ulaşabileceğimizi söyledim. Öyle de yaptık. Hesabıma göre Oğuz'la da zirve noktasında kesişecekti yollarımız.
Ancak biz yükseldikçe Oğuz'un benim zirve diye belirlediğim noktaya değil de daha sağ tarafa yöneldiğini fark ettim.
Derken zirve sandığım noktaya çok az kala gerçek zirveyi bizim görüşümüzden gizleyen seti de aşmış olduk ve anladık ki aslında gerçek zirve benim belirlediğim noktanın 150 metre kadar sağ çaprazında kalıyor. Bu 150 m mesafe de kar/buzdan oluşuyor. Mecburen dönüp kazma ve kramponlarımız aldık.
Tekrar zirveye yöneldiğimizde Oğuz'u zirvenin 100 m kadar altında oturmuş bizi bekler halde bulduk.
İtiraf etmek lazım ki bu geri dönme ve malzemeleri alıp tekrar yükselme işi beni bir hayli yormuştu....
Oğuz'a ulaştığımızda arkadaşlarıma daha önce bu dağa iki kez tırmandığımı ; zirveye gitmemin şart olmadığını ve yorgun olduğum için zirveye gitmek yerine kalan
değerli enerjimi dönüşte ineceğimiz dik kulvara saklayacağımı ; 100 m yukarıda net şekilde görünen zirveye bensiz de devam edebileceklerini söyledim.
Bizi beklerken sırtta sert sabah rüzgarına maruz kalan ve sürekli öksüren Oğuz da benimle aynı düşüncede olduğunu ve zirveye gitmeyeceğini söyledi.
Bu noktada ortak görüşümüz çıktığımız ve biraz sonra da ineceğimiz kulvarda yapılan faaliyetin gerçekten de doyurucu olduğu ve zirveye gitmenin şart olmadığıydı.
Yani bir nevi "hedefe ulaşıldı" psikolojisi 
Elif de ha zirve ha 100 m aşağısı ben de zirveye gitmeyeceğim deyince kısa bir mola verip hemen inişe geçtik.
Kulvar girişindeki bir diğer moladan sonra kulvara girip geri geri inmeye başladık.
Zeminin inişimizi kolaylaştıracak kadar yumuşadığını fark edince de ayrı bir sevinç oldu tabi.
Burada bahsedilen yumuşamanın çığ şartlarının oluşmasını tetikleyecek ölçüde olmadığını , dik bölümlerde kramponlarımızın dişlerini güvenli derinliğe saplanmasını
sağlayacak bir yumuşama olduğunu belirteyim bu arada. Yanlış anlaşılma olmasın 
Tırmanıştaki zemin şartları olsaydı ip açmak zorunda kalacaktık ve bu da iniş süremizi epeyce uzatacaktı.
Güvenli bir inişten sonra saat 13.00 gibi kamp yerimize vardık.
Bu değerli tırmanışı birlikte yaptığım arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.
Selamlar,
Gökhan Uzun
|