|
İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı
YÜKSEK İRTİFA : hipoksik, hipobarik ortam İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı Dr.Umut BEKTAŞ Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
Yüksek irtifa hastalıklarından bahsetmeden önce, yüksek irtifa
tanımına bir bakmakta yarar var.
Bir çok kaynakta da belirtildiği gibi yüksekliklerin
derecelendirilmesi şöyledir:
- Yüksek İrtifa 2500 - 3500 metre
- Çok Yüksek İrtifa 3500 - 5500 metre
- Ekstrem Yüksek İrtifa 5500+ metre
Dünya üzerindeki yerleşimlerin büyük çoğunluğu, ortalama olarak 1500
metre altında yer alırlar. Bu yerleşimlerde ve 2500 metreye kadar,
yükseklik nedeniyle kişiye problem yaratacak kadar çabuklukta vücutta
bir takım değişiklikler olmaz, ya da adaptasyon mekanizmaları her
türlü aktivitenin süratle üstesinden gelir.
Görece daha alçaktan yüksek irtifaya çıkış sırasında, vücudun
karşılaşabileceği problemleri daha iyi anlamak, bunlardan sakınmak ya
da zamanında gerekli uygun tedavileri yapabilmek için, yükseklere
çıkıldıkça vücudumuzda ortaya çıkan ve gelişen olayların fizyolojik
seyrini bilmekte yarar var. Yukarıda da değinildiği gibi, artan
yüksekliklere vücudun adaptasyonu işlemine verilen
isim "aklimatizasyon"dur.
Başta dağcılar olmak üzere yüksek irtifaya çıkan bir çok kişi, bunu
insan bedeninin yüksekliğe uyumu olarak bilmektedir. Elbette bu
doğrudur, ancak fizyolojik düzeydeki anlamını bilmek bir takım
sorunları daha iyi kavramak ve çaresini bulmak açısından önemlidir.
Bu aşamada aklimatizasyonu şöyle de tanımlayabiliriz: Vücudun artan
yükseklikle birlikte azalan oksijen (O2) ve hava basıncına kendini
ayarlama sürecidir. Bu göreceli olarak yavaş bir süreçtir. Genellikle
bir kaç gün sürer. Ve ulaşılan her yeni yükseklikte devam eder durur.
Doğal olarak bu sürecin tersine işlemesi de sözkonusudur ki buna
da "deaklimatizasyon" diyoruz, bunu daha detaylı olarak bir başka
yazıda incelemek daha doğru olacaktır.
Deniz seviyesinde, havadaki O2 konsantrasyonu % 21, barometrik basınç
760 mmHg'dır. Havadaki O2 kana, akciğerlerin en küçük fonksiyonel
kısmı olan alveollerden geçer. Bu olay, "kapiller" denilen ve
alveollerin çevresindeki kılcal damarlara, havanın, çapları giderek
daralan solunum yolları ile taşınması ile gerçekleşir. Normalde O2,
alveolden kılcal damarlara, yani kana doğru geçiş gösterir. Çünkü
alveoldeki O2 basıncı burada kılcal damar içinde bulunan kandaki O2
basıncından daha yüksektir. Hava basıncı düştükçe, yani yükseklik
arttıkça, O2'nin alveolden kana geçişi de azalır.
Yüksekliğin yanısıra, mevsimler ve ekvatordan olan uzaklık da hava
basıncını etkiler. Soğuk mevsimlerde hava basıncı genel olarak daha
düşüktür. Yine ekvatordan uzaklaştıkça hava basıncı giderek düşer.
Örneğin, Everestin zirvesinde (8850 m) hava basıncı 253 mmHg
civarındadır (27 derece kuzey). Eğer Everest, Mc Kinley dağı kadar
kuzeyde (62 derece) olsaydı hava basıncı 222 mmHg civarında olacaktı
ve muhtemelen de O2'siz çıkış imkansız olacaktı. Hava sıcaklığı ise
hava basıncını direk olarak etkilemez.
Hipoksi (O2'nin az olduğu durum) yüksek irtifa hastalıklarının temel
nedenidir ama tek başına hareket etmez. Hava basıncının düşük olması
(hipobarik ortam) da oldukça önemlidir. Deneysel bir çalışmada,
hipobarik (düşük hava basıncı) + hipoksik (düşük O2) ortamda,
hipoksik (düşük O2 ) + normal hava basıncının olduğu ortamdakinden
daha kötü Yüksek İrtifa Hastalığı (YİH) belirtileri olduğu
gözlenmiştir. Hava sıcaklığı her 1000 m de 6.5 derece düşer. Buna
bağlı olarak vücut ısısını korumak için daha fazla O2 harcanır.
Aslında havadaki O2 konsantrasyonu aynı olmakla birlikte her solumada
akciğerlere giren O2 molekül sayısı daha azdır. Bu durumda vücudun
oksijenlenmesinin uygun şekilde devamı için daha sık ve derin soluma,
hiperventilasyon gerçekleşir. Kandaki O2 ve karbondioksit (CO2)
miktarındaki dalgalanmalar geceleri ortaya çıkan periyodik solunum
dediğimiz bir tabloya neden olur (Bu ileride anlatılacak). Solunumla
aşırı CO2 kaybına bağlı solunumsal alkaloz (vücut sıvılarındaki asit-
baz dengesinin alkali maddeler tarafına kayması) ortaya çıkar. Ama 24
saat içinde böbrekten bikarbonat (HCO3) atılımının artması ile
(günlük idrar miktarı artarak) vücut asit baz dengesi yeniden normale
döner. Yükselme başlangıcında, değişen koşullar nedeniyle kandaki O2
miktarı düşük ve dehidratasyona (vücuttaki sıvı miktarının normalin
altında olması) bağlı olarak kan hacmi azaldığı için, kandaki
katakolamin (adrenalinin temel maddesi) miktarı artar. Bu da kalbin
hızlanmasına, kan basıncı ve toplardamar basıncının artışına yol
açar. Başlangıçta sabahları normalden % 20'den daha fazla artmış olan
nabız sayısı (kalp atım sayısı) 1 hafta sonra normal değerine çok
yaklaşır.
Yine hipoksi, akciğer atardamar basıncını ve beyin kan akımını
artırır. Kanın O2 taşıma yeteneğini artırmak için süratle
hemokonsantrasyon (kandaki hücrelerin artışı ile kanın yoğunluğunun
artması) olur. Bu, doku hipoksisi nedeniyle artan eriropoetin isimli
bir hormon sayesinde olur (eritropoetin 2 saatte, yeni kan hücreleri
4-5 günde ortaya çıkar). 2,3-Difosfogliserat denen bir madde
miktarında da artış olur. Bu da O2'nin Hemoglobin'den (Hb)
ayrılmasını kolaylaştırır (O2, kanda alyuvarlar içinde bulunan
Hemoglobin denen bir maddeye bağlanarak taşınır). Böylece organ ya da
dokuların O2'ye kavuşmasını kolaylaştırır. Ayrıca hipoksi, vücuttaki
kılcal damarların geçirgenliğini artırararak dokulara sıvı kaçışına
da neden olur (akciğer ve beyin ödemi-sıvı birikmesi'nin
nedenlerinden birisi)
Aklimatizasyon sırasında gerçekleşen fizyolojik değişiklikleri
aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
1. Erken Değişiklikler:
Hiperventilasyon : Solunum sayı ve derinliğinin artması olayıdır.
Mekanizmasına bakıldığında: Tırmanırken yükseklik arttıkça kana geçen
O2 miktarı azalır. Boyun atardamarındaki (şahdamarı) basınca duyarlı
alıcılar (reseptör, kemoreseptör), O2'nin kandaki kısmi basıncında
olan düşüşü algılar ve solunumu uyararak hiperventilasyona yol açar.
Bu durum, akciğerlerden solunum yoluyla su buharı olarak sıvı
kaybının artmasına, kandaki O2 miktarının artmasına ve kandaki CO2
miktarının azalmasına yol açar. Ancak hiperventilasyon sonucu deniz
seviyesindeki kan O2 düzeyine hiç bir zaman ulaşılmaz.
Sık ve kısa soluk alıp verme. Özellikle egzersiz sırasında görülür
İdrar miktarının artması. Kişi sık idrara çıkar. Geceleri en az 1-2
kez idrar yapma gereksinimi hissedilir. Eğer bu yoksa, ya yeterli
sıvı alınmamıştır (dehidratasyon vardır) ya da yüksekliğe uyum
sağlama iyi değildir. Hiperventilasyonla, normalden daha fazla atılan
CO2'nin vücuttaki miktarı azalır. CO2, vücut asit-baz dengesinde,
asit lehine çalışır. Bu azalmayla birlikte azalan asit miktarı,
dengeyi alkali lehine bozar (solunumla olduğu için solunumsal-
respiratuar alkaloz denir). Bunu telafi etmek için böbrekler HCO3
atımını artırır ki bu da alkali bir maddedir. Çok HCO3 ancak çok
idrarla atılır ki bu da idrar miktarındaki artışın mekanizmasıdır. Bu
adaptasyon mekanizması hiperventilasyon başladıktan 24-48 sonra
devreye girer.
Kalp hızı artar. Bunun nedeni, kanla daha çok O2'nin taşınabilmesini
sağlamaktır. Ne kadar çok kan pompalanırsa o kadar çok O2 taşınmış
olur. Bu şekilde beyine kan gidişi de artar. Akciğerlerde kapillerler
(kılcal damarlar) büzüşür, bu akciğere gelen kan akımına karşı direnç
oluşturur ve akciğer atardamar basıncı artar. Bu tehlikeli boyutlara
ulaşırsa damarlardan akciğer dokusuna sıvı kaçışına ve birikmesine
neden olur (akciğer ödemi-pulmoner ödem ). Aklimatize olduktan sonra
kalp hızı normale oldukça yakınlaşır (ekstrem yükseklikler hariç).
2. GeçDeğişiklikler:
Alyuvarlar (O2'yi taşıyan kan hücreleri) artar. Aklimatizasyon
sürerken kemik iliği alyuvar yapımını artırır. Yeni kan hücreleri 4-5
gün sonra kanda ortaya çıkarlar. Amaç kanın O2 taşıma kapasitesini
artırmaktır. Aklimatizasyonu sağlamış bir kişide deniz seviyesindeki
normal değerden % 30-50 daha fazla alyuvar olabilir.
2,3-difosfogliserat üretimi artar. O2'nin alyuvarlarla (yani
hemoglobinle) çok sıkı birleşmesini engeller ve dokulara salınmasını
kolaylaştırır.
Kapiller (kılcal damar) sayısı artar. Bunun nedenlerinden birisi,
yine daha çok kan ile daha çok O2 taşıma çabasıdır. Fazla miktarda
damarlara atılan kan, kılcal damar sayısı fazla olursa daha kolay
taşınır. İkincisi de, O2'nin dokulara geçtiği yer kılcal damar ağı
olduğundan, sayı ne kadar fazla ise geçirilen O2 miktarı da o oranda
fazla olur.
Bu değişiklikler olurken, daha önce bahsedilen ve Periyodik Solunum
dediğimiz bir solunum şekli de gelişebilir. Burada, uykuda iken önce
solunum durur (bu olaya apne denir). Peşinden sık ve giderek
derinliği artan solunum ortaya çıkar (hiperpne). Bu sırada solunum 5-
15 sn durabilir. Kişi, boğulduğunu sanarak paniğe kapılabilir. Hatta,
akciğer ödeminin başladığını bile düşünebilir. Hipoksik ortam
nedeniyle vücuda gerekli aynı miktar O2'yi sağlamak amacıyla
hiperventilasyon (sık ve derin soluma) gelişir. Bu şekilde akciğer
yoluyla vücuttan aşırı CO2 atılır. Beyin sapında yeralan ve solunumu
yöneten solunum merkezinin çalışmasını düzenleyen, kimi uyarıcı, kimi
frenleyici bazı faktörler vardır. O2 azlığı ve CO2 fazlalığı
uyaranlardandır. CO2'nin fazlalığı, O2 azlığına göre solunum
merkezini daha çok uyarır. Uykuda solunum yavaşladığından ve
vücuttaki CO2 düzeyi hiperventilasyona bağlı olarak azaldığından
solunum merkezinin uyarılması aksar. Buna bağlı olarak periyodik
solunum ortaya çıkar. Tedavisinde, (eğer kişiye sıkıntı veriyorsa)
bir solunum uyaranı olan asetazolamid isimli bir ilaç (Türkiye'de
Diazomid, Diamox isimleriyle satılıyor, 250 mg lık tablatleri var)
125 mg sabah, 125 mg akşam alınmak suretiyle kullanılır.
YÜKSEK İRTİFA HASTALIĞI (YİH) (High Altitude Illness-HAI)
Yüksek irtifaya çıktıktan kısa bir sonra, özellikle aklimatize
olmayan/olamayan kişilerde gelişebilen, beyin ve akciğer
fonksiyonlarını bozabilen hastalıklar grubu olarak tanımlanır.
Yüksek irtifa hastalığının ortaya çıkmasını, tırmanışın hızı,
ulaşılan yükseklik, etkilenen kişinin uyuduğu yükseklik ve kişisel
duyarlılık etkiler. Yüksek irtifa hastalıkları içinde;
1) Akut Dağ Hastalığı (Çabuk, erken gelişen) (ADH),
2) Yüksek İrtifa Beyin Ödemi (YİBÖ) ve
3) Yüksek İrtifa Akciğer Ödemi (YİAÖ) yer almaktadır.
50 yaş üstünde ADH, gençlere göre daha az görülmektedir. Çocuklardaki
sıklık, erişkinlerle aynıdır. Akciğer ödemi kadınlarda daha az
görülürken, ADH oranı aynıdır. Kişinin fiziksel antrenmanlılık
durumunun YİH'a karşı önleyici bir özelliği yoktur. Bir takım
hastalıkların olması da (kalp damar hastalığı, hipertansiyon, bronşit
vb gibi akciğer hastalıkları, şeker hastalığı, hatta gebelik), YİH
görülme olasılığını artırmazlar. Bazı insanların daha az yakalanması
genetik ve çevresel faktörlerle açıklanabilir (hipoksiye-çevredeki ve
dolayısıyla akciğerlerdeki O2'nin az olmasına dirençli olmaları).
YİH'i önlemek, uygun aklimatizasyon ve bazı uygulamalarla mümkün
olabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.
1-Mümkünse 2500-3000 metrenin üzerine aniden çıkmayın (uçak ya da
araba). Bu yükseklikten itibaren yürüyün. Eğer bu şekilde geldiyseniz
ilk 24 saat aşırı egzersiz yapmayın ve daha fazla yükselmeyin.
2-3000 metrenin üzerinde tırmanış yaparken günde 300-600 metre
civarında yükselin (uyuma yüksekliği olarak). Bir günde elbette 300-
600 metreden daha fazla tırmanılabilir ama daha düşük irtifaya tekrar
inmek ve orada uyumak kaydıyla. "Climb High Sleep Low" çok önemli bir
prensiptir.
3-. Her 1000 metre tırmanış sonrası o yükseklikte fazladan 1 gün
dinlenin ve uyuyun.
4-Orta şiddette YİH belirtileri varsa, belirtiler geçene kadar daha
fazla yükselmeyin. Belirtiler şiddetleniyorsa mutlaka alçalın.
5-Grubunuzun da yeterli aklimatize olması tırmanışın başarısı ve
güvenliğini etkileyecektir. Herkesin aklimatizasyon sürati ve
niteliği değişik olabilir.
6-Yeterli sıvıyı mutlaka alın (hidrasyonunuz iyi olmalı). Yeterli
aklimatizasyonda gerekli miktar sıvı alınması önemlidir. İdrar bol ve
berrak olmalıdır.
7-Özellikle ilk günlerde herşeyin kolayını yapın. Aşırı efor
harcamaktan kaçının. Hafif aktivite uyumaktan daha iyidir. Çünkü
uykuda solunum yavaşladığı için (alınan O2 miktarı azalır) belirtiler
şiddetlenebilir.
8-Sigara, alkol ve bazı ilaçlar (uyku hapları, sakinleştiriciler vb)
solunumu baskıladıkları için kullanılmamalıdır.
9-Özellikle çok efor harcadğınız günlerde ve geceleri karbonhidrat
ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Çünkü karbonhidratlar metabolize
edilirken protein ve yağa göre daha az O2 harcanır. Ancak günlük
kalori gereksiniminin tümü karbonhidratlardan sağlanamaz. İstirahat
günlerinde protein ve yağlı gıdaları alın. Geceleri karbonhidratları
tercih edin. Çünkü, protein ve yağdan zengin gıdalar ve geceleri
azalan solunuma bağlı olarak yükseklik hastalığı riski artar.
10-Aklimatizasyon sürecini aşırı egzersiz, dehidratasyon (vücuttaki
sıvı miktarının yetersiz olması), alkol ve depressan ilaçlar (Diazem
gibi sakinleştiriciler) bozar.
Akut Dağ Hastalığı ( ADH ) ( Acute Mountain Sickness-AMS )
2500 metrenin üzerinde, kişinin hipoksik-hipobarik (az oksijenli
düşük hava basınçlı) ortama yeterli toleransı gösterememesi sonucu
ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. 1850-2750 metre arasında görülme
sıklığı % 20, 3000 metre üzerinde % 40 civarındadır. Herkes bu
hastalığa yakalanabilir. Daha önce karşılaşmamış olmanız bir sonraki
çıkışta olmayacağınız anlamına gelmez. ADH, çıkış hızına, ulaşılan
yüksekliğe, uyunulan yüksekliğe ve kişisel adaptasyon yeteneğine
bağlı olarak ortaya çıkar.
ADH olduğunuzu nasıl anlayacaksınız ?… Genellikle aklimatize olmadan,
hızlı ve aşırı eforlu çıkışlar sonrası, genellikle 2500 metrenin
üzerinde ortaya çıkar. Mutlaka baş ağrısının olması gerekir. Buna ek
olarak da bulantı-kusma, yorgunluk-kuvvetsizlik, baş dönmesi-boşluk
hissi, uyuma güçlüğü gibi belirtilerden en az birisi daha varsa buna
Akut Dağ Hastalığı denir. Ciddi ADH durumunda günlük aktiviteler
sırasında hatta dinlenme periyodunda bile nefes nefese soluma (kısa
ve yüzeyel soluma-dispne) ve dengesizlik de görülebilir. Ancak
unutmayın, her baş ağrısı ADH demek değildir. Yetersiz sıvıya
(dehidratasyon) bağlı olarak da baş ağrısı olabilir. Bunu ayırt etmek
için hemen 1 lt sıvı ve bir ağrı kesici alınır. Kısa zamanda ağrı
geçerse (½-1 saat) ADH değildir.
ADH, genellikle çıkışı takiben 6-10 saat sonra başlar (1 saatte de,
24-48 saat sonra da daha az sıklıkla olmak kaydıyla başlayabilir).
Kendi kendini sınırlayan-durduran bir hastalıktır. Yani dikkatli bir
tedavi-program ile 2-3 gün içinde düzelir (kişi aklimatize olunca).
ADH tanısı konduktan sonra ne yapılmalıdır ?
1-Daha fazla yükseğe çıkmayın. En önemli uyulacak kural budur (altın
kural). Hele belirtiler sürerken asla tırmanmayın. Çünkü ADH, YİBÖ
nin daha hafif formudur. Bu şekilde devam ettiğiniz taktirde
belirtiler giderek kötüleşecektir. Bu da beyin ödeminin oluşması ve
yaşamınızın tehlikeye girmesi anlamına gelir.
2-Aynı yükseklikte dinlenin. Bol sıvı alın. Baş ağrısı için ağrı
kesiciler (Vermidon, Novaljin, Parasetamol vb), bulantı-kusma için
ilaçlar (Metpamid tb, Emedur tb vb günde 3-4 kez. Ayrıca ampul
formları da vardır) alın. Bu tür ilaçlar, eğer hastalık ilerlerse
belirtileri örtmeyeceği için güvenle kullanılabilir (Hastalık ilerler
ve herhangi bir ilaç sayesinde bu gizlenirse birdenbire çok ciddi
durumlarla karşılaşılabilir).
3-İniş her an yapılabilir. 300-500 metrelik bir irtifa kaybı
belirtilerde inanılmaz bir hızla düzelme sağlar.
4-Hafif şeklinde belirtilerde düzelme olmazsa (yaklaşık 6-12 saatte),
ya da daha ciddi ADH belirtilerinin varlığında, yukarıdaki önlemlere
ek olarak asetazolamid (Diazomid-Diamox tb, 250 mg lık formda) isimli
ilacı kullanabilirsiniz. Bu solunumu uyaran bir ilaçtır ve
böbreklerden de bikarbonat (HCO3) atılımını artırır. Bu şekilde
vücuda giren O2 miktarı artar (solunumun uyarılmasıyla).
Asetazolamid'e aklimatizasyon sürecini çabuklaştıran ilaç da denir.
Sabah 125 mg, akşam 125 mg almak yeterlidir. 6-12 saat içinde
iyileşme gerçekleşmelidir. Başladıktan 2-3 gün sonra kesilir
(aklimatizasyon tamamlanınca). Bu ilacın allerjik reaksiyonlar, ağız
civarı ile el ve ayaklarda karıncalanma gibi yan etkileri olabilir.
İlaç kesildiği zaman bu yan etkiler de süratle kaybolur. ADH
varlığında Diazomid ya da Diamox alarak çıkışa devam etmek hatadır.
Ya da hastalığın geçeceğini umarak, ilaç kullanmadan çıkışa devam
etmek hatadır. Çünkü rahatlıkla beyin ödemi gelişebilir ve hayatı
tehdit edebilir.
5-Varsa O2 kullanmak çok faydalıdır. Ancak çok yüksek irtifa
dağcılığı yapmıyorsanız genellikle bulunmaz. Varsa 1-2 saat, dakikada
2-4 litre şeklinde vermek yeterli olacaktır. ADH için olmazsa olmaz
değildir.
Burada yeri gelmişken Diazomid kullanımından biraz bahsetmekte fayda
var. Tedavi amacı dışında çok nadir durumlarda çıkış öncesi
profilaksi (problem olmadan önlemeye yönelik olarak kullanmak)
amacıyla kullanılır. Bunlar:
1-Daha önceki çıkışlarda ADH'ya yakalanılmışsa,
2-Kısa zamanda süratle yükselinecekse,
3-Zorlu, süratli, çok yüklü tırmanış yapılacaksa,
4-Bir günde en az 1000 metre yükselip uyunacaksa.
Bu amaçlar için kullanım şekli şöyledir: Tırmanıştan 1 gün önce sabah
ve akşam 125 mg alınır. Tırmanış başladıktan sonra 2-3 gün devam
edilir ve bırakılır (aklimatizasyon tamamlandığı zamandır).
Yakınmalar geçtikten sonra, genel aklimatizasyon kuralları
doğrultusunda çıkış sürdürülmelidir. Bazı kaynaklarda 250 mg sabah,
250 mg akşam kullanılması (tedavi ya da profilaksi amacıyla)
önerilmektedir. Ancak iki doz arasında etki açısından anlamlı fark
yoktur. Aksine daha yüksek doz kullanıldığı zaman yan etkilerinin
görülme oranı artmaktadır.
Kısaca toparlarsak, YİH grubundaki tüm hastalıklarda olduğu gibi ADH
da hipoksik-hipobarik ortam nedeniyle vücuda giren O2 miktarındaki
azalmaya bağlı olarak gelişir. Herkes her zaman yakalanabilir. Daha
önce hiç yakalanmamış olmak, olmayacak anlamına gelmez. Mutlak genel
kurallara uymak gerekir.
Yüksekteki her hastalığı aksi ispatlanana kadar YİH olarak kabul edin.
ADH yakınmaları varken asla tırmanmayın. Tedaviye rağmen
kötüleşiyorsanız zaman yitirmeden süratle inin. Asla ADH lı birini
yalnız bırakmayın.
Yüksek İrtifa Beyin Ödemi (YİBÖ) ( High Altitude Cerebral Edema -
HACE )
ADH'nın son safhasıdır. Burada da sorumlu vücuttaki O2 miktarının
yetersiz olmasıdır. Daha önce bahsedilen mekanizmalarla beyin
dokusunda sıvı toplanmasına (beyin ödemi) ve oluşan belirtilerin
tümüne birden YİBÖ denir. ADH belirtilerine ek olarak ataksi
(dengesizlik, yürüme bozukluğu), oryantasyon bozukluğu (kişinin
bulunulan yerin neresi olduğu, zamanın ne olduğu, kişilerin kim
olduğu konusunda gerçekleri tam bilememesi durumudur), hafıza
bozukluğu, halüsinasyonlar (olmayan şeylerin görülmesi), aşırı
bitkinlik, konuşma bozukluğu, görme bozuklukları (çift görme, bulanık
görme vb), geçici felçler ya da his kusurları görülebilir. YİBÖ
genellikle yüksek irtifada, 1 hafta ya da daha fazla kalınması
sonrası ortaya çıkar. Tedavi edilmemesi ölümle sonuçlanabilir. 3500
metrenin altında pek görülmez. ADH belirtileri olmadan YİBÖ olmaz
(çok ekstrem durumlar hariç). Tanı için üç şey önemlidir:
1-ADH belirtileri
2-Ataksi (dengesizlik, yürüme bozukluğu)
3-Bilinç problemleri.
Şüphelendiğiniz an yapılacak yürüme testi sizi YİBÖ'ye karşı uyanık
tutar. Bir ayağın topuğu diğerinin parmak ucuna değecek şekilde
yapılan yürüyüş düz bir çizgi üzerinde olmalıdır. Ağır sırt çantası
ve büyük dağ ayakkabıları ile bile, normalde sorunsuz yürünür.
Değişik derecelerdeki bilinç bulanıklığı olmadan da YİBÖ tanısı
konur. ADH belirtileri + Ataksi = YİBÖ'dür ( Mutlaka bilinç
bulanıklığı olmasını beklemeyin).
Tedavi: Burada süratli hareket etmek çok ciddi, hayatı tehlikeye
sokabilecek durumların önlenmesi açısından çok önemlidir. Yapılması
gereken şey, gecikmeden, iyileşirim umuduna kapılıp beklemeden en
kısa zamanda İNMEK'tir. Sabahı beklemek ölümle sonuçlanabilir.
Mutlaka yardım edecek birileri ile inmek gereklidir. Peki ne kadar
inilecek ? Bunun yanıtı çok net: Yakınmanız olmadan uyandığınız ya da
uyuduğunuz son yüksekliğe kadar. Bunu hatırlamıyorsanız, en azından
500-1000 metre civarında irtifa kaybetmek gerekir. Eğer iniş, hava-
hasta-yardımcı durumları uygun olmadığından hemen yapılamıyorsa,
bunlar sağlanana kadar acilen tedaviye başlanmalıdır. Hemen 8 mg
Dekort ampul (dexametasone'dur ve 1 ampulünde 8 mg bulunur ) kalçadan
yapılır. Daha sonra her 6 saatte bir 4 mg ağızdan alınır (Dekort'un
0.50-0.75 mg lık tablet, Deksalon'un 0.75 mg lık tablet formları
vardır ve ikisinde de dexametasone bulunur). O2, tabi ki varsa hayat
kurtarıcıdır. Dakikada 4 lt gidecek şekilde, 4-6 saat kadar
verilmelidir. Bir başka seçenek de günümüzde yüksek irtifa dağcılığı
ile uğraşan hemen herkesin bildiği basınçlı O2 tedavisinin yapıldı
bir takım teçhizatlar vardır. Yaygın olarak bilineni Gamow Bag'dir.
Certec bag, PAC (Portable Altitude Chamber) diye de benzeri sistemler
vardır. Hepsi, şişirildiği zaman silindir şeklini alan, taşınabilir,
6-7 kg ağırlığındaki düzeneklerdir. Bunların sağladığı şey bir iniş
Simülasyonudur ve bu fizyolojik bir iniştir. Bu sistem varsa
dexametasone ile birlikte kullanılabilir. Hastanın bunun içinde en
fazla 4-6 saat kalması yeterlidir. Hasta içeri sokulup yeterli basınç
elde edildikten ( 2 psi ) 10 dakika sonra yaklaşık olarak bulunulan
yüksekliğin 2000 metre aşağısındaki ortam elde edilmiş olur. Çanta
içinde geçirilen 2 saatlik bir süre gerçek inişi gerçekleştirmek için
size 12 saatlik bir zaman kazandırır. Bazı şeylere dikkat etmek
gerekir: Soğuk bir ortamda hareketsiz kısa bir süre kalmak bile
kişiyi dondurabilir, bu nedenle hastanın uyku tulumu ve
kıyafetleriyle içeri sokulması gerektiği unutulmamalıdır. Tam tersi,
sıcak bir ortamda iseniz, hele direk güneş ışınlarına çanta maruz
kalıyorsa hastayı pişirmeniz pekala mümkün olabilir.
Bu tedaviler iniş için uygun koşullar sağlanana kadar hastayı hayatta
tutmak, daha iyi hissetmesini sağlamak, YİBÖ belirtilerinin şiddetini
azaltmak amacıyla yapılır. Tedavi gördükten sonra çıkışa devam etmek
diye bir şey asla söz konusu değildir. Mutlaka inişe geçilmesi
gerekir. Ancak bundan sonra, tüm YİBÖ belirtileri ortadan kalkınca
yeniden çıkış denenebilir.
Yüksek İrtifa Akciğer Ödemi (YİAÖ) - High Altitude Pulmonary Edema
(HAPE)
Hipoksik ortam (O2'nin az olduğu durum), akciğer damarlarında (kılcal
damarlarda) büzüşmeye neden olur. Bu da büyük akciğer damarlarındaki
basıncın artmasına yol açar. Sonuçta buralardan sıvı kaçağı olarak
akciğer dokusu da şişmeye başlar ve anormal sıvı birikir. Buna ve
oluşturduğu tabloya YİAÖ denir.
Belirtiler, genellikle yeni bir yüksekliğe ulaşıldıktan 24 ile 96
saat içinde başlar. Genellikle geceleri başlar, egzersizle tablo daha
kötüleşir. 2500 metrenin altında pek oluşmaz. Burada da ADH gibi,
ortaya çıkmasını, çıkış hızı, ulaşılan ve uyunulan yükseklik ve
kişisel adaptasyon etkiler. YİAÖ'ye yakalanmış kişilerin % 50'sinde
ADH belirtileri, % 15'inde YİBÖ belirtileri de vardır. YİAÖ, ADH gibi
hafif yakınmalarla başlar. Başlangıçta kuru öksürük, sık ve kısa
nefes alıp verme, nefes alıp verirken zorlanma (dispne) , çıkış
sırasında bitkinlik-yorgunluk görülür. Kalp hızı ve solunum sayısı da
artar. Siyanoz (morarma) özellikle tırnaklarda görülebilir. YİAÖ
ilerledikçe, öksürük giderek balgamlı hal alır, sıklaşır. Balgam
köpüklü, içinde ince çizgiler şeklinde kanlı olabilir. Nefes almak
vermek daha da zorlaşabilir. Kişi yarı oturur pozisyondadır. Sırt
üstü tam yatamaz. Önceleri egzersizle nefes darlığı ortaya çıkarken,
olay ciddileştikçe istirahatte de olur. Aşağıdaki belirtilerden en az
ikisi varsa YİAÖ tanısını konmuş olur:
İstirahatte solunum sıkıntısı (sık ve kısa) Öksürük Kuvvetsizlik-
egzersiz performansının düşmesi Göğüste daralma hissi Şu işaretlerden
(bulgular) en az ikisi varsa yine YİAÖ tanısı konmuş olur: Islık
çalar tarzda solunum Boyunda, gövdede, yüzde morarma (siyanoz)
İstirahatte kalp hızının (nabız sayısı) dakikada 110'un üzerinde
olması İstirahatte solunum sayısının dakikada 30'un üzerinde olması
YİBÖ geliştiği zaman akciğerlerde O2-CO2 değişimi yeterli düzeyde
olmaz. Kandaki O2 miktarının iyice azalması beyin fonksiyonlarını da
etkiler. Özellikle de dengesizlik (ataksi) ortaya çıkabilir.
Başağrısı genellikle vardır. Kan O2'sinin giderek azalması, vücutta
yaygın morarmaya (siyanoz), beyin fonksiyonlarının daha da
kötüleşmesine ve hatta ölüme bile yol açabilir.
Tedavi: Altın kural süratle inişe geçmektir ve hayat kurtarır. En az
600 metre inmek tabloda belirgin iyileşme sağlar. Belirtiler
geçtikten sonra hemen yeni bir tırmanış söz konusu olamaz. Aşağı
yukarı organizma 2 hafta içinde eski konumuna dönmüş olur. Ama 1-2
gün içinde hemen hiç belirti kalmaz.
İniş hemen gerçekleştirilemiyorsa:
1-Hasta sıcak tutulmalıdır. Soğuk, bir kaç mekanizma ile tablonun
daha da ağırlaşmasına neden olur (Hem akciğer damar basıncını
artırarak akciğere sıvı kaçağını artırır, hem de vücudu normal
ısısında tutmak için daha çok O2 harcanmasına neden olur).
2-O2 hayat kurtarıcıdır. Akciğer atardamar içi basıncını % 30-50
oranında azaltır. Dakikada 4-6 litre gidecek şekilde verilmelidir.
Süre yaklaşık 4-6 saat kadardır.
3-O2'in yokluğunda Nifedipine isimli bir ilaç kullanılır (Bu da
akciğer atardamar içi basıncını % 30 azaltır, kandaki kısmi O2
basıncını fazla artırmaz). Türkiye'de Adalat tablet 10 mg, Kardilat
retard tablat 20 mg, Nidilat kapsül 10 mg şeklinde çeşitli isim ve
formları vardır. Hemen 10 mg lık Nidilat kapsül (içinde sıvı
şeklindedir) bir iğne yardımıyla delinir ve dil altına sıkılır (kişi
olabildiğince yutmadan ağzında tutmalıdır). Daha sonra 10 mg lık bir
tablet hemen ağızdan alınmalıdır. Ve sonra 12 saatte 30 mg, ya da 4
saatte bir 10 mg şeklinde kullanmaya devam edilmesi gerekir. Eğer O2
varsa, Nifedipine kullanılmaz, gerek yoktur.
4-Hiperbarik O2 tedavisi (Gamow Bag, Certec Bag, PAC): YİAÖ için 2-4
saatlik toplam tedavi süresi yeterlidir. Her saat hasta çıkartılıp
durumu kabaca değerlendirilmelidir. Bu, dramatik bir şekilde geçici
iyileşme sağlar.
5-İstirahat doğal olarak çok önemlidir. Egzersiz, akciğer atardamar
içi basıncını artırır.Ayrıca ekstra O2 harcanmasına neden olur. Bazı
ilaçlar YİH'de durumu kötüleştirdikleri için kullanılmamalıdırlar.
Alkol, uyku ilaçları, narkotik ağrı kesicilerin (morfin vb)
kullanılması kesinlikle yanlıştır.
YİAÖ tedavi edilmezse % 40'lara varan oranda ölüm riski vardır. Daha
önceki tırmanışlarda YİAÖ geçirmiş kişiler, uygun aklimatize
olmazlarsa, özellikle 4500 metrenin üzerine çıkılacaksa, tekrar
yakalanma olasılığı % 50'ler civarındadır. Ciddi bir YİAÖ'ye
yakalanmış kişi mutlaka sonunda hastanede kontrol altına alınmalıdır
ve tüm yaşamsal fonksiyonları değerlendirilmelidir. Eğer hafif
düzeyde atlatılmışsa ve yeniden çıkş yapılacaksa, Nifedipine
profilaksisi (problem oluşmadan koruyucu olarak önceden uygulamak)
yapılarak gerçekleştirilmelidir. Çıkışın başlamasıyla birlikte 20-30
mg, 12 saatte bir ağızdan alınmalıdır.
Sonuçta genel olarak bazı kurallara uymak tırmanışın zevkli, başarılı
ve güvenli olması açısından çok önemlidir: Ve Yüksek İrtifa
Hastalığının tek kesin tedavisinin İNMEK olduğunu asla unutmayın.
http://www.explorer.gen.tr/teori/yih.htm
|
|