Şubelere Hızlı Erişim
Ana Başlıklar
Site İçi Arama Motoru
 
Anahtar kelime giriniz.
Detaylı arama için tıklayın
ÖZLEDİKLERİMİZ..
Sevgili özel Pak Ağabeyimiz..

Taziye Defterine Yazınız
İlave Sayfalar
Faydalı Linkler
Meteorolojik Bilgiler & Linkler
Site Kullanımı Hakkında

İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı
İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı
Soru Sormak İçin Tıklayınız Yazıcıya Uygun Görünüm Sayfayı Tavsiye etmek için tıklayınız. İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı - Konusunu Facebook ta yayınlamak için tıklayınız. İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı - Konusunu Twitter da yayınlamak için tıklayınız.  Sık Kullanılanlara Eklemek için tıklayınız
İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı

İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı
YÜKSEK İRTİFA : hipoksik, hipobarik ortam İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı Dr.Umut BEKTAŞ Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
  
  
  Yüksek irtifa hastalıklarından bahsetmeden önce, yüksek irtifa
  tanımına bir bakmakta yarar var.
  Bir çok kaynakta da belirtildiği gibi yüksekliklerin
  derecelendirilmesi şöyledir:
   - Yüksek İrtifa 2500 - 3500 metre
   - Çok Yüksek İrtifa 3500 - 5500 metre
   - Ekstrem Yüksek İrtifa 5500+ metre 
  
  Dünya üzerindeki yerleşimlerin büyük çoğunluğu, ortalama olarak 1500
  metre altında yer alırlar. Bu yerleşimlerde ve 2500 metreye kadar,
  yükseklik nedeniyle kişiye problem yaratacak kadar çabuklukta vücutta
  bir takım değişiklikler olmaz, ya da adaptasyon mekanizmaları her
  türlü aktivitenin süratle üstesinden gelir.
  Görece daha alçaktan yüksek irtifaya çıkış sırasında, vücudun
  karşılaşabileceği problemleri daha iyi anlamak, bunlardan sakınmak ya
  da zamanında gerekli uygun tedavileri yapabilmek için, yükseklere 
  çıkıldıkça vücudumuzda ortaya çıkan ve gelişen olayların fizyolojik
  seyrini bilmekte yarar var. Yukarıda da değinildiği gibi, artan
  yüksekliklere vücudun adaptasyonu işlemine verilen
  isim "aklimatizasyon"dur.
  
  Başta dağcılar olmak üzere yüksek irtifaya çıkan bir çok kişi, bunu
  insan bedeninin yüksekliğe uyumu olarak bilmektedir. Elbette bu
  doğrudur, ancak fizyolojik düzeydeki anlamını bilmek bir takım
  sorunları daha iyi kavramak ve çaresini bulmak açısından önemlidir.
  Bu aşamada aklimatizasyonu şöyle de tanımlayabiliriz: Vücudun artan
  yükseklikle birlikte azalan oksijen (O2) ve hava basıncına kendini
  ayarlama sürecidir. Bu göreceli olarak yavaş bir süreçtir. Genellikle
  bir kaç gün sürer. Ve ulaşılan her yeni yükseklikte devam eder durur.
  Doğal olarak bu sürecin tersine işlemesi de sözkonusudur ki buna
  da "deaklimatizasyon" diyoruz, bunu daha detaylı olarak bir başka
  yazıda incelemek daha doğru olacaktır.
  Deniz seviyesinde, havadaki O2 konsantrasyonu % 21, barometrik basınç
  760 mmHg'dır. Havadaki O2 kana, akciğerlerin en küçük fonksiyonel
  kısmı olan alveollerden geçer. Bu olay, "kapiller" denilen ve
  alveollerin çevresindeki kılcal damarlara, havanın, çapları giderek
  daralan solunum yolları ile taşınması ile gerçekleşir. Normalde O2,
  alveolden kılcal damarlara, yani kana doğru geçiş gösterir. Çünkü
  alveoldeki O2 basıncı burada kılcal damar içinde bulunan kandaki O2
  basıncından daha yüksektir. Hava basıncı düştükçe, yani yükseklik
  arttıkça, O2'nin alveolden kana geçişi de azalır.
  Yüksekliğin yanısıra, mevsimler ve ekvatordan olan uzaklık da hava
  basıncını etkiler. Soğuk mevsimlerde hava basıncı genel olarak daha
  düşüktür. Yine ekvatordan uzaklaştıkça hava basıncı giderek düşer.
  Örneğin, Everestin zirvesinde (8850 m) hava basıncı 253 mmHg
  civarındadır (27 derece kuzey). Eğer Everest, Mc Kinley dağı kadar
  kuzeyde (62 derece) olsaydı hava basıncı 222 mmHg civarında olacaktı
  ve muhtemelen de O2'siz çıkış imkansız olacaktı. Hava sıcaklığı ise
  hava basıncını direk olarak etkilemez.
  Hipoksi (O2'nin az olduğu durum) yüksek irtifa hastalıklarının temel
  nedenidir ama tek başına hareket etmez. Hava basıncının düşük olması
  (hipobarik ortam) da oldukça önemlidir. Deneysel bir çalışmada,
  hipobarik (düşük hava basıncı) + hipoksik (düşük O2) ortamda,
  hipoksik (düşük O2 ) + normal hava basıncının olduğu ortamdakinden
  daha kötü Yüksek İrtifa Hastalığı (YİH) belirtileri olduğu
  gözlenmiştir. Hava sıcaklığı her 1000 m de 6.5 derece düşer. Buna
  bağlı olarak vücut ısısını korumak için daha fazla O2 harcanır.
  Aslında havadaki O2 konsantrasyonu aynı olmakla birlikte her solumada
  akciğerlere giren O2 molekül sayısı daha azdır. Bu durumda vücudun
  oksijenlenmesinin uygun şekilde devamı için daha sık ve derin soluma,
  hiperventilasyon gerçekleşir. Kandaki O2 ve karbondioksit (CO2)
  miktarındaki dalgalanmalar geceleri ortaya çıkan periyodik solunum
  dediğimiz bir tabloya neden olur (Bu ileride anlatılacak). Solunumla
  aşırı CO2 kaybına bağlı solunumsal alkaloz (vücut sıvılarındaki asit-
  baz dengesinin alkali maddeler tarafına kayması) ortaya çıkar. Ama 24
  saat içinde böbrekten bikarbonat (HCO3) atılımının artması ile
  (günlük idrar miktarı artarak) vücut asit baz dengesi yeniden normale
  döner. Yükselme başlangıcında, değişen koşullar nedeniyle kandaki O2
  miktarı düşük ve dehidratasyona (vücuttaki sıvı miktarının normalin
  altında olması) bağlı olarak kan hacmi azaldığı için, kandaki
  katakolamin (adrenalinin temel maddesi) miktarı artar. Bu da kalbin
  hızlanmasına, kan basıncı ve toplardamar basıncının artışına yol
  açar. Başlangıçta sabahları normalden % 20'den daha fazla artmış olan
  nabız sayısı (kalp atım sayısı) 1 hafta sonra normal değerine çok
  yaklaşır.
  Yine hipoksi, akciğer atardamar basıncını ve beyin kan akımını
  artırır. Kanın O2 taşıma yeteneğini artırmak için süratle
  hemokonsantrasyon (kandaki hücrelerin artışı ile kanın yoğunluğunun
  artması) olur. Bu, doku hipoksisi nedeniyle artan eriropoetin isimli
  bir hormon sayesinde olur (eritropoetin 2 saatte, yeni kan hücreleri
  4-5 günde ortaya çıkar). 2,3-Difosfogliserat denen bir madde
  miktarında da artış olur. Bu da O2'nin Hemoglobin'den (Hb)
  ayrılmasını kolaylaştırır (O2, kanda alyuvarlar içinde bulunan
  Hemoglobin denen bir maddeye bağlanarak taşınır). Böylece organ ya da
  dokuların O2'ye kavuşmasını kolaylaştırır. Ayrıca hipoksi, vücuttaki
  kılcal damarların geçirgenliğini artırararak dokulara sıvı kaçışına
  da neden olur (akciğer ve beyin ödemi-sıvı birikmesi'nin
  nedenlerinden birisi)
  
  Aklimatizasyon sırasında gerçekleşen fizyolojik değişiklikleri
  aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
  
  1. Erken Değişiklikler:
  Hiperventilasyon : Solunum sayı ve derinliğinin artması olayıdır.
  Mekanizmasına bakıldığında: Tırmanırken yükseklik arttıkça kana geçen
  O2 miktarı azalır. Boyun atardamarındaki (şahdamarı) basınca duyarlı
  alıcılar (reseptör, kemoreseptör), O2'nin kandaki kısmi basıncında
  olan düşüşü algılar ve solunumu uyararak hiperventilasyona yol açar.
  Bu durum, akciğerlerden solunum yoluyla su buharı olarak sıvı
  kaybının artmasına, kandaki O2 miktarının artmasına ve kandaki CO2
  miktarının azalmasına yol açar. Ancak hiperventilasyon sonucu deniz
  seviyesindeki kan O2 düzeyine hiç bir zaman ulaşılmaz.
  Sık ve kısa soluk alıp verme. Özellikle egzersiz sırasında görülür
  İdrar miktarının artması. Kişi sık idrara çıkar. Geceleri en az 1-2
  kez idrar yapma gereksinimi hissedilir. Eğer bu yoksa, ya yeterli
  sıvı alınmamıştır (dehidratasyon vardır) ya da yüksekliğe uyum
  sağlama iyi değildir. Hiperventilasyonla, normalden daha fazla atılan
  CO2'nin vücuttaki miktarı azalır. CO2, vücut asit-baz dengesinde,
  asit lehine çalışır. Bu azalmayla birlikte azalan asit miktarı,
  dengeyi alkali lehine bozar (solunumla olduğu için solunumsal-
  respiratuar alkaloz denir). Bunu telafi etmek için böbrekler HCO3
  atımını artırır ki bu da alkali bir maddedir. Çok HCO3 ancak çok
  idrarla atılır ki bu da idrar miktarındaki artışın mekanizmasıdır. Bu
  adaptasyon mekanizması hiperventilasyon başladıktan 24-48 sonra
  devreye girer.
  Kalp hızı artar. Bunun nedeni, kanla daha çok O2'nin taşınabilmesini
  sağlamaktır. Ne kadar çok kan pompalanırsa o kadar çok O2 taşınmış
  olur. Bu şekilde beyine kan gidişi de artar. Akciğerlerde kapillerler
  (kılcal damarlar) büzüşür, bu akciğere gelen kan akımına karşı direnç
  oluşturur ve akciğer atardamar basıncı artar. Bu tehlikeli boyutlara
  ulaşırsa damarlardan akciğer dokusuna sıvı kaçışına ve birikmesine
  neden olur (akciğer ödemi-pulmoner ödem ). Aklimatize olduktan sonra
  kalp hızı normale oldukça yakınlaşır (ekstrem yükseklikler hariç).
  
  2. GeçDeğişiklikler:
  Alyuvarlar (O2'yi taşıyan kan hücreleri) artar. Aklimatizasyon
  sürerken kemik iliği alyuvar yapımını artırır. Yeni kan hücreleri 4-5
  gün sonra kanda ortaya çıkarlar. Amaç kanın O2 taşıma kapasitesini
  artırmaktır. Aklimatizasyonu sağlamış bir kişide deniz seviyesindeki
  normal değerden % 30-50 daha fazla alyuvar olabilir.
  2,3-difosfogliserat üretimi artar. O2'nin alyuvarlarla (yani
  hemoglobinle) çok sıkı birleşmesini engeller ve dokulara salınmasını
  kolaylaştırır.
  Kapiller (kılcal damar) sayısı artar. Bunun nedenlerinden birisi,
  yine daha çok kan ile daha çok O2 taşıma çabasıdır. Fazla miktarda
  damarlara atılan kan, kılcal damar sayısı fazla olursa daha kolay
  taşınır. İkincisi de, O2'nin dokulara geçtiği yer kılcal damar ağı
  olduğundan, sayı ne kadar fazla ise geçirilen O2 miktarı da o oranda
  fazla olur.
  Bu değişiklikler olurken, daha önce bahsedilen ve Periyodik Solunum
  dediğimiz bir solunum şekli de gelişebilir. Burada, uykuda iken önce
  solunum durur (bu olaya apne denir). Peşinden sık ve giderek
  derinliği artan solunum ortaya çıkar (hiperpne). Bu sırada solunum 5-
  15 sn durabilir. Kişi, boğulduğunu sanarak paniğe kapılabilir. Hatta,
  akciğer ödeminin başladığını bile düşünebilir. Hipoksik ortam
  nedeniyle vücuda gerekli aynı miktar O2'yi sağlamak amacıyla
  hiperventilasyon (sık ve derin soluma) gelişir. Bu şekilde akciğer
  yoluyla vücuttan aşırı CO2 atılır. Beyin sapında yeralan ve solunumu
  yöneten solunum merkezinin çalışmasını düzenleyen, kimi uyarıcı, kimi
  frenleyici bazı faktörler vardır. O2 azlığı ve CO2 fazlalığı
  uyaranlardandır. CO2'nin fazlalığı, O2 azlığına göre solunum
  merkezini daha çok uyarır. Uykuda solunum yavaşladığından ve
  vücuttaki CO2 düzeyi hiperventilasyona bağlı olarak azaldığından
  solunum merkezinin uyarılması aksar. Buna bağlı olarak periyodik
  solunum ortaya çıkar. Tedavisinde, (eğer kişiye sıkıntı veriyorsa)
  bir solunum uyaranı olan asetazolamid isimli bir ilaç (Türkiye'de
  Diazomid, Diamox isimleriyle satılıyor, 250 mg lık tablatleri var)
  125 mg sabah, 125 mg akşam alınmak suretiyle kullanılır.
  
  YÜKSEK İRTİFA HASTALIĞI (YİH) (High Altitude Illness-HAI)
  Yüksek irtifaya çıktıktan kısa bir sonra, özellikle aklimatize
  olmayan/olamayan kişilerde gelişebilen, beyin ve akciğer
  fonksiyonlarını bozabilen hastalıklar grubu olarak tanımlanır.
  Yüksek irtifa hastalığının ortaya çıkmasını, tırmanışın hızı,
  ulaşılan yükseklik, etkilenen kişinin uyuduğu yükseklik ve kişisel
  duyarlılık etkiler. Yüksek irtifa hastalıkları içinde;
  1) Akut Dağ Hastalığı (Çabuk, erken gelişen) (ADH),
  2) Yüksek İrtifa Beyin Ödemi (YİBÖ) ve
  3) Yüksek İrtifa Akciğer Ödemi (YİAÖ) yer almaktadır.
  50 yaş üstünde ADH, gençlere göre daha az görülmektedir. Çocuklardaki
  sıklık, erişkinlerle aynıdır. Akciğer ödemi kadınlarda daha az
  görülürken, ADH oranı aynıdır. Kişinin fiziksel antrenmanlılık
  durumunun YİH'a karşı önleyici bir özelliği yoktur. Bir takım
  hastalıkların olması da (kalp damar hastalığı, hipertansiyon, bronşit
  vb gibi akciğer hastalıkları, şeker hastalığı, hatta gebelik), YİH
  görülme olasılığını artırmazlar. Bazı insanların daha az yakalanması
  genetik ve çevresel faktörlerle açıklanabilir (hipoksiye-çevredeki ve
  dolayısıyla akciğerlerdeki O2'nin az olmasına dirençli olmaları).
  
  YİH'i önlemek, uygun aklimatizasyon ve bazı uygulamalarla mümkün
  olabilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.
  1-Mümkünse 2500-3000 metrenin üzerine aniden çıkmayın (uçak ya da
  araba). Bu yükseklikten itibaren yürüyün. Eğer bu şekilde geldiyseniz
  ilk 24 saat aşırı egzersiz yapmayın ve daha fazla yükselmeyin.
  2-3000 metrenin üzerinde tırmanış yaparken günde 300-600 metre
  civarında yükselin (uyuma yüksekliği olarak). Bir günde elbette 300-
  600 metreden daha fazla tırmanılabilir ama daha düşük irtifaya tekrar
  inmek ve orada uyumak kaydıyla. "Climb High Sleep Low" çok önemli bir
  prensiptir.
  3-. Her 1000 metre tırmanış sonrası o yükseklikte fazladan 1 gün
  dinlenin ve uyuyun.
  4-Orta şiddette YİH belirtileri varsa, belirtiler geçene kadar daha
  fazla yükselmeyin. Belirtiler şiddetleniyorsa mutlaka alçalın.
  5-Grubunuzun da yeterli aklimatize olması tırmanışın başarısı ve
  güvenliğini etkileyecektir. Herkesin aklimatizasyon sürati ve
  niteliği değişik olabilir.
  6-Yeterli sıvıyı mutlaka alın (hidrasyonunuz iyi olmalı). Yeterli
  aklimatizasyonda gerekli miktar sıvı alınması önemlidir. İdrar bol ve
  berrak olmalıdır.
  7-Özellikle ilk günlerde herşeyin kolayını yapın. Aşırı efor
  harcamaktan kaçının. Hafif aktivite uyumaktan daha iyidir. Çünkü
  uykuda solunum yavaşladığı için (alınan O2 miktarı azalır) belirtiler
  şiddetlenebilir.
  8-Sigara, alkol ve bazı ilaçlar (uyku hapları, sakinleştiriciler vb)
  solunumu baskıladıkları için kullanılmamalıdır.
  9-Özellikle çok efor harcadğınız günlerde ve geceleri karbonhidrat
  ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Çünkü karbonhidratlar metabolize
  edilirken protein ve yağa göre daha az O2 harcanır. Ancak günlük
  kalori gereksiniminin tümü karbonhidratlardan sağlanamaz. İstirahat
  günlerinde protein ve yağlı gıdaları alın. Geceleri karbonhidratları
  tercih edin. Çünkü, protein ve yağdan zengin gıdalar ve geceleri
  azalan solunuma bağlı olarak yükseklik hastalığı riski artar.
  10-Aklimatizasyon sürecini aşırı egzersiz, dehidratasyon (vücuttaki
  sıvı miktarının yetersiz olması), alkol ve depressan ilaçlar (Diazem
  gibi sakinleştiriciler) bozar.
  
  Akut Dağ Hastalığı ( ADH ) ( Acute Mountain Sickness-AMS )
  2500 metrenin üzerinde, kişinin hipoksik-hipobarik (az oksijenli
  düşük hava basınçlı) ortama yeterli toleransı gösterememesi sonucu
  ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. 1850-2750 metre arasında görülme
  sıklığı % 20, 3000 metre üzerinde % 40 civarındadır. Herkes bu
  hastalığa yakalanabilir. Daha önce karşılaşmamış olmanız bir sonraki
  çıkışta olmayacağınız anlamına gelmez. ADH, çıkış hızına, ulaşılan
  yüksekliğe, uyunulan yüksekliğe ve kişisel adaptasyon yeteneğine
  bağlı olarak ortaya çıkar.
  ADH olduğunuzu nasıl anlayacaksınız ?… Genellikle aklimatize olmadan,
  hızlı ve aşırı eforlu çıkışlar sonrası, genellikle 2500 metrenin
  üzerinde ortaya çıkar. Mutlaka baş ağrısının olması gerekir. Buna ek
  olarak da bulantı-kusma, yorgunluk-kuvvetsizlik, baş dönmesi-boşluk
  hissi, uyuma güçlüğü gibi belirtilerden en az birisi daha varsa buna
  Akut Dağ Hastalığı denir. Ciddi ADH durumunda günlük aktiviteler
  sırasında hatta dinlenme periyodunda bile nefes nefese soluma (kısa
  ve yüzeyel soluma-dispne) ve dengesizlik de görülebilir. Ancak
  unutmayın, her baş ağrısı ADH demek değildir. Yetersiz sıvıya
  (dehidratasyon) bağlı olarak da baş ağrısı olabilir. Bunu ayırt etmek
  için hemen 1 lt sıvı ve bir ağrı kesici alınır. Kısa zamanda ağrı
  geçerse (½-1 saat) ADH değildir.
  ADH, genellikle çıkışı takiben 6-10 saat sonra başlar (1 saatte de,
  24-48 saat sonra da daha az sıklıkla olmak kaydıyla başlayabilir).
  Kendi kendini sınırlayan-durduran bir hastalıktır. Yani dikkatli bir
  tedavi-program ile 2-3 gün içinde düzelir (kişi aklimatize olunca).
  
  ADH tanısı konduktan sonra ne yapılmalıdır ?
  1-Daha fazla yükseğe çıkmayın. En önemli uyulacak kural budur (altın
  kural). Hele belirtiler sürerken asla tırmanmayın. Çünkü ADH, YİBÖ
  nin daha hafif formudur. Bu şekilde devam ettiğiniz taktirde
  belirtiler giderek kötüleşecektir. Bu da beyin ödeminin oluşması ve
  yaşamınızın tehlikeye girmesi anlamına gelir.
  2-Aynı yükseklikte dinlenin. Bol sıvı alın. Baş ağrısı için ağrı
  kesiciler (Vermidon, Novaljin, Parasetamol vb), bulantı-kusma için
  ilaçlar (Metpamid tb, Emedur tb vb günde 3-4 kez. Ayrıca ampul
  formları da vardır) alın. Bu tür ilaçlar, eğer hastalık ilerlerse
  belirtileri örtmeyeceği için güvenle kullanılabilir (Hastalık ilerler
  ve herhangi bir ilaç sayesinde bu gizlenirse birdenbire çok ciddi
  durumlarla karşılaşılabilir).
  3-İniş her an yapılabilir. 300-500 metrelik bir irtifa kaybı
  belirtilerde inanılmaz bir hızla düzelme sağlar.
  4-Hafif şeklinde belirtilerde düzelme olmazsa (yaklaşık 6-12 saatte),
  ya da daha ciddi ADH belirtilerinin varlığında, yukarıdaki önlemlere
  ek olarak asetazolamid (Diazomid-Diamox tb, 250 mg lık formda) isimli
  ilacı kullanabilirsiniz. Bu solunumu uyaran bir ilaçtır ve
  böbreklerden de bikarbonat (HCO3) atılımını artırır. Bu şekilde
  vücuda giren O2 miktarı artar (solunumun uyarılmasıyla).
  Asetazolamid'e aklimatizasyon sürecini çabuklaştıran ilaç da denir.
  Sabah 125 mg, akşam 125 mg almak yeterlidir. 6-12 saat içinde
  iyileşme gerçekleşmelidir. Başladıktan 2-3 gün sonra kesilir
  (aklimatizasyon tamamlanınca). Bu ilacın allerjik reaksiyonlar, ağız
  civarı ile el ve ayaklarda karıncalanma gibi yan etkileri olabilir.
  İlaç kesildiği zaman bu yan etkiler de süratle kaybolur. ADH
  varlığında Diazomid ya da Diamox alarak çıkışa devam etmek hatadır.
  Ya da hastalığın geçeceğini umarak, ilaç kullanmadan çıkışa devam
  etmek hatadır. Çünkü rahatlıkla beyin ödemi gelişebilir ve hayatı
  tehdit edebilir.
  5-Varsa O2 kullanmak çok faydalıdır. Ancak çok yüksek irtifa
  dağcılığı yapmıyorsanız genellikle bulunmaz. Varsa 1-2 saat, dakikada
  2-4 litre şeklinde vermek yeterli olacaktır. ADH için olmazsa olmaz
  değildir.
  Burada yeri gelmişken Diazomid kullanımından biraz bahsetmekte fayda
  var. Tedavi amacı dışında çok nadir durumlarda çıkış öncesi
  profilaksi (problem olmadan önlemeye yönelik olarak kullanmak)
  amacıyla kullanılır. Bunlar:
  1-Daha önceki çıkışlarda ADH'ya yakalanılmışsa,
  2-Kısa zamanda süratle yükselinecekse,
  3-Zorlu, süratli, çok yüklü tırmanış yapılacaksa,
  4-Bir günde en az 1000 metre yükselip uyunacaksa.
  Bu amaçlar için kullanım şekli şöyledir: Tırmanıştan 1 gün önce sabah
  ve akşam 125 mg alınır. Tırmanış başladıktan sonra 2-3 gün devam
  edilir ve bırakılır (aklimatizasyon tamamlandığı zamandır).
  Yakınmalar geçtikten sonra, genel aklimatizasyon kuralları
  doğrultusunda çıkış sürdürülmelidir. Bazı kaynaklarda 250 mg sabah,
  250 mg akşam kullanılması (tedavi ya da profilaksi amacıyla)
  önerilmektedir. Ancak iki doz arasında etki açısından anlamlı fark
  yoktur. Aksine daha yüksek doz kullanıldığı zaman yan etkilerinin
  görülme oranı artmaktadır.
  Kısaca toparlarsak, YİH grubundaki tüm hastalıklarda olduğu gibi ADH
  da hipoksik-hipobarik ortam nedeniyle vücuda giren O2 miktarındaki
  azalmaya bağlı olarak gelişir. Herkes her zaman yakalanabilir. Daha
  önce hiç yakalanmamış olmak, olmayacak anlamına gelmez. Mutlak genel
  kurallara uymak gerekir.
  Yüksekteki her hastalığı aksi ispatlanana kadar YİH olarak kabul edin.
  ADH yakınmaları varken asla tırmanmayın. Tedaviye rağmen
  kötüleşiyorsanız zaman yitirmeden süratle inin. Asla ADH lı birini
  yalnız bırakmayın.
  Yüksek İrtifa Beyin Ödemi (YİBÖ) ( High Altitude Cerebral Edema -
  HACE )
  ADH'nın son safhasıdır. Burada da sorumlu vücuttaki O2 miktarının
  yetersiz olmasıdır. Daha önce bahsedilen mekanizmalarla beyin
  dokusunda sıvı toplanmasına (beyin ödemi) ve oluşan belirtilerin
  tümüne birden YİBÖ denir. ADH belirtilerine ek olarak ataksi
  (dengesizlik, yürüme bozukluğu), oryantasyon bozukluğu (kişinin
  bulunulan yerin neresi olduğu, zamanın ne olduğu, kişilerin kim
  olduğu konusunda gerçekleri tam bilememesi durumudur), hafıza
  bozukluğu, halüsinasyonlar (olmayan şeylerin görülmesi), aşırı
  bitkinlik, konuşma bozukluğu, görme bozuklukları (çift görme, bulanık
  görme vb), geçici felçler ya da his kusurları görülebilir. YİBÖ
  genellikle yüksek irtifada, 1 hafta ya da daha fazla kalınması
  sonrası ortaya çıkar. Tedavi edilmemesi ölümle sonuçlanabilir. 3500
  metrenin altında pek görülmez. ADH belirtileri olmadan YİBÖ olmaz
  (çok ekstrem durumlar hariç). Tanı için üç şey önemlidir:
  1-ADH belirtileri
  2-Ataksi (dengesizlik, yürüme bozukluğu)
  3-Bilinç problemleri.
  Şüphelendiğiniz an yapılacak yürüme testi sizi YİBÖ'ye karşı uyanık
  tutar. Bir ayağın topuğu diğerinin parmak ucuna değecek şekilde
  yapılan yürüyüş düz bir çizgi üzerinde olmalıdır. Ağır sırt çantası
  ve büyük dağ ayakkabıları ile bile, normalde sorunsuz yürünür.
  Değişik derecelerdeki bilinç bulanıklığı olmadan da YİBÖ tanısı
  konur. ADH belirtileri + Ataksi = YİBÖ'dür ( Mutlaka bilinç
  bulanıklığı olmasını beklemeyin).
  Tedavi: Burada süratli hareket etmek çok ciddi, hayatı tehlikeye
  sokabilecek durumların önlenmesi açısından çok önemlidir. Yapılması
  gereken şey, gecikmeden, iyileşirim umuduna kapılıp beklemeden en
  kısa zamanda İNMEK'tir. Sabahı beklemek ölümle sonuçlanabilir.
  Mutlaka yardım edecek birileri ile inmek gereklidir. Peki ne kadar
  inilecek ? Bunun yanıtı çok net: Yakınmanız olmadan uyandığınız ya da
  uyuduğunuz son yüksekliğe kadar. Bunu hatırlamıyorsanız, en azından
  500-1000 metre civarında irtifa kaybetmek gerekir. Eğer iniş, hava-
  hasta-yardımcı durumları uygun olmadığından hemen yapılamıyorsa,
  bunlar sağlanana kadar acilen tedaviye başlanmalıdır. Hemen 8 mg
  Dekort ampul (dexametasone'dur ve 1 ampulünde 8 mg bulunur ) kalçadan
  yapılır. Daha sonra her 6 saatte bir 4 mg ağızdan alınır (Dekort'un
  0.50-0.75 mg lık tablet, Deksalon'un 0.75 mg lık tablet formları
  vardır ve ikisinde de dexametasone bulunur). O2, tabi ki varsa hayat
  kurtarıcıdır. Dakikada 4 lt gidecek şekilde, 4-6 saat kadar
  verilmelidir. Bir başka seçenek de günümüzde yüksek irtifa dağcılığı
  ile uğraşan hemen herkesin bildiği basınçlı O2 tedavisinin yapıldı
  bir takım teçhizatlar vardır. Yaygın olarak bilineni Gamow Bag'dir.
  Certec bag, PAC (Portable Altitude Chamber) diye de benzeri sistemler
  vardır. Hepsi, şişirildiği zaman silindir şeklini alan, taşınabilir,
  6-7 kg ağırlığındaki düzeneklerdir. Bunların sağladığı şey bir iniş
  Simülasyonudur ve bu fizyolojik bir iniştir. Bu sistem varsa
  dexametasone ile birlikte kullanılabilir. Hastanın bunun içinde en
  fazla 4-6 saat kalması yeterlidir. Hasta içeri sokulup yeterli basınç
  elde edildikten ( 2 psi ) 10 dakika sonra yaklaşık olarak bulunulan
  yüksekliğin 2000 metre aşağısındaki ortam elde edilmiş olur. Çanta
  içinde geçirilen 2 saatlik bir süre gerçek inişi gerçekleştirmek için
  size 12 saatlik bir zaman kazandırır. Bazı şeylere dikkat etmek
  gerekir: Soğuk bir ortamda hareketsiz kısa bir süre kalmak bile
  kişiyi dondurabilir, bu nedenle hastanın uyku tulumu ve
  kıyafetleriyle içeri sokulması gerektiği unutulmamalıdır. Tam tersi,
  sıcak bir ortamda iseniz, hele direk güneş ışınlarına çanta maruz
  kalıyorsa hastayı pişirmeniz pekala mümkün olabilir.
  Bu tedaviler iniş için uygun koşullar sağlanana kadar hastayı hayatta
  tutmak, daha iyi hissetmesini sağlamak, YİBÖ belirtilerinin şiddetini
  azaltmak amacıyla yapılır. Tedavi gördükten sonra çıkışa devam etmek
  diye bir şey asla söz konusu değildir. Mutlaka inişe geçilmesi
  gerekir. Ancak bundan sonra, tüm YİBÖ belirtileri ortadan kalkınca
  yeniden çıkış denenebilir.
  
  Yüksek İrtifa Akciğer Ödemi (YİAÖ) - High Altitude Pulmonary Edema
  (HAPE)
  Hipoksik ortam (O2'nin az olduğu durum), akciğer damarlarında (kılcal
  damarlarda) büzüşmeye neden olur. Bu da büyük akciğer damarlarındaki
  basıncın artmasına yol açar. Sonuçta buralardan sıvı kaçağı olarak
  akciğer dokusu da şişmeye başlar ve anormal sıvı birikir. Buna ve
  oluşturduğu tabloya YİAÖ denir.
  Belirtiler, genellikle yeni bir yüksekliğe ulaşıldıktan 24 ile 96
  saat içinde başlar. Genellikle geceleri başlar, egzersizle tablo daha
  kötüleşir. 2500 metrenin altında pek oluşmaz. Burada da ADH gibi,
  ortaya çıkmasını, çıkış hızı, ulaşılan ve uyunulan yükseklik ve
  kişisel adaptasyon etkiler. YİAÖ'ye yakalanmış kişilerin % 50'sinde
  ADH belirtileri, % 15'inde YİBÖ belirtileri de vardır. YİAÖ, ADH gibi
  hafif yakınmalarla başlar. Başlangıçta kuru öksürük, sık ve kısa
  nefes alıp verme, nefes alıp verirken zorlanma (dispne) , çıkış
  sırasında bitkinlik-yorgunluk görülür. Kalp hızı ve solunum sayısı da
  artar. Siyanoz (morarma) özellikle tırnaklarda görülebilir. YİAÖ
  ilerledikçe, öksürük giderek balgamlı hal alır, sıklaşır. Balgam
  köpüklü, içinde ince çizgiler şeklinde kanlı olabilir. Nefes almak
  vermek daha da zorlaşabilir. Kişi yarı oturur pozisyondadır. Sırt
  üstü tam yatamaz. Önceleri egzersizle nefes darlığı ortaya çıkarken,
  olay ciddileştikçe istirahatte de olur. Aşağıdaki belirtilerden en az
  ikisi varsa YİAÖ tanısını konmuş olur:
  İstirahatte solunum sıkıntısı (sık ve kısa) Öksürük Kuvvetsizlik-
  egzersiz performansının düşmesi Göğüste daralma hissi Şu işaretlerden
  (bulgular) en az ikisi varsa yine YİAÖ tanısı konmuş olur: Islık
  çalar tarzda solunum Boyunda, gövdede, yüzde morarma (siyanoz)
  İstirahatte kalp hızının (nabız sayısı) dakikada 110'un üzerinde
  olması İstirahatte solunum sayısının dakikada 30'un üzerinde olması
  
  YİBÖ geliştiği zaman akciğerlerde O2-CO2 değişimi yeterli düzeyde
  olmaz. Kandaki O2 miktarının iyice azalması beyin fonksiyonlarını da
  etkiler. Özellikle de dengesizlik (ataksi) ortaya çıkabilir.
  Başağrısı genellikle vardır. Kan O2'sinin giderek azalması, vücutta
  yaygın morarmaya (siyanoz), beyin fonksiyonlarının daha da
  kötüleşmesine ve hatta ölüme bile yol açabilir.
  Tedavi: Altın kural süratle inişe geçmektir ve hayat kurtarır. En az
  600 metre inmek tabloda belirgin iyileşme sağlar. Belirtiler
  geçtikten sonra hemen yeni bir tırmanış söz konusu olamaz. Aşağı
  yukarı organizma 2 hafta içinde eski konumuna dönmüş olur. Ama 1-2
  gün içinde hemen hiç belirti kalmaz.
  İniş hemen gerçekleştirilemiyorsa:
  1-Hasta sıcak tutulmalıdır. Soğuk, bir kaç mekanizma ile tablonun
  daha da ağırlaşmasına neden olur (Hem akciğer damar basıncını
  artırarak akciğere sıvı kaçağını artırır, hem de vücudu normal
  ısısında tutmak için daha çok O2 harcanmasına neden olur).
  2-O2 hayat kurtarıcıdır. Akciğer atardamar içi basıncını % 30-50
  oranında azaltır. Dakikada 4-6 litre gidecek şekilde verilmelidir.
  Süre yaklaşık 4-6 saat kadardır.
  3-O2'in yokluğunda Nifedipine isimli bir ilaç kullanılır (Bu da
  akciğer atardamar içi basıncını % 30 azaltır, kandaki kısmi O2
  basıncını fazla artırmaz). Türkiye'de Adalat tablet 10 mg, Kardilat
  retard tablat 20 mg, Nidilat kapsül 10 mg şeklinde çeşitli isim ve
  formları vardır. Hemen 10 mg lık Nidilat kapsül (içinde sıvı
  şeklindedir) bir iğne yardımıyla delinir ve dil altına sıkılır (kişi
  olabildiğince yutmadan ağzında tutmalıdır). Daha sonra 10 mg lık bir
  tablet hemen ağızdan alınmalıdır. Ve sonra 12 saatte 30 mg, ya da 4
  saatte bir 10 mg şeklinde kullanmaya devam edilmesi gerekir. Eğer O2
  varsa, Nifedipine kullanılmaz, gerek yoktur.
  4-Hiperbarik O2 tedavisi (Gamow Bag, Certec Bag, PAC): YİAÖ için 2-4
  saatlik toplam tedavi süresi yeterlidir. Her saat hasta çıkartılıp
  durumu kabaca değerlendirilmelidir. Bu, dramatik bir şekilde geçici
  iyileşme sağlar.
  5-İstirahat doğal olarak çok önemlidir. Egzersiz, akciğer atardamar
  içi basıncını artırır.Ayrıca ekstra O2 harcanmasına neden olur. Bazı
  ilaçlar YİH'de durumu kötüleştirdikleri için kullanılmamalıdırlar.
  Alkol, uyku ilaçları, narkotik ağrı kesicilerin (morfin vb)
  kullanılması kesinlikle yanlıştır.
  
  
  YİAÖ tedavi edilmezse % 40'lara varan oranda ölüm riski vardır. Daha
  önceki tırmanışlarda YİAÖ geçirmiş kişiler, uygun aklimatize
  olmazlarsa, özellikle 4500 metrenin üzerine çıkılacaksa, tekrar
  yakalanma olasılığı % 50'ler civarındadır. Ciddi bir YİAÖ'ye
  yakalanmış kişi mutlaka sonunda hastanede kontrol altına alınmalıdır
  ve tüm yaşamsal fonksiyonları değerlendirilmelidir. Eğer hafif
  düzeyde atlatılmışsa ve yeniden çıkş yapılacaksa, Nifedipine
  profilaksisi (problem oluşmadan koruyucu olarak önceden uygulamak)
  yapılarak gerçekleştirilmelidir. Çıkışın başlamasıyla birlikte 20-30
  mg, 12 saatte bir ağızdan alınmalıdır.
  
  Sonuçta genel olarak bazı kurallara uymak tırmanışın zevkli, başarılı
  ve güvenli olması açısından çok önemlidir: Ve Yüksek İrtifa
  Hastalığının tek kesin tedavisinin İNMEK olduğunu asla unutmayın.
  
  http://www.explorer.gen.tr/teori/yih.htm

Bu Başlıktaki Diğer Konular  (Tüm Ürünleri Göster)
           
 YAZ DAĞCILIĞI - Eğitim Notları  YAZ DAĞCILIĞI - Eğitim Notları
 Malzeme ve yiyecek check listesi  Malzeme ve yiyecek check listesi
 Dağcılıkta antreman  Dağcılıkta antreman
 FARKLI BİR SPOR DALI - DAĞCILIK  FARKLI BİR SPOR DALI - DAĞCILIK
 DAĞCILIK TIRMANIŞ KURALLARI YÖNETMELİĞİ  DAĞCILIK TIRMANIŞ KURALLARI YÖNETMELİĞİ
 AKLİMİZASYON ve YÜKSEK İRTİFA HASTALIKLARI  AKLİMİZASYON ve YÜKSEK İRTİFA HASTALIKLARI
 TÜRKİYEDE DAĞCILIK SPORUNUN TARİHİ  TÜRKİYEDE DAĞCILIK SPORUNUN TARİHİ
 Hipotermi ve Isı kaybı  Hipotermi ve Isı kaybı
 Dağda Beslenme  Dağda Beslenme
 Dağcılık üzerine yayınlanmış kitaplar  Dağcılık üzerine yayınlanmış kitaplar
 KIŞ DAĞCILIĞI - Eğitim Notları  KIŞ DAĞCILIĞI - Eğitim Notları
 TÜRKİYE'DE DAĞCILIK TÂRİHİ  TÜRKİYE'DE DAĞCILIK TÂRİHİ
   İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı  Şu an bu konuyu inceliyorsunuz
 DUVARDA İKİ GECE - BDK Kuzey tirmanislari  DUVARDA İKİ GECE - BDK Kuzey tirmanislari
 ÇIĞ BİLGİSİ - Eğitim Notları  ÇIĞ BİLGİSİ - Eğitim Notları
selçuk şube doğa yürüyüşü ve kültür turu 11 nisan değirmendere - ataköy fotoları - sevgi ülkü ikinci el malzeme ilanı girişi satılık magellan sportrak pro gps satılık petzl cosmı tec kazma satılık bestard evolotion l dağcı botu istanbul şube erikli yaylası doğa yürüyüşü kızlarsivrisi faaliyet raporu -bireysel- 23-24 şubat 2008 selçuk şube "canlıtavuk - şirince köyü" doğa yürüyüşü göller yöresi bisiklet turu (kamplı) 10+ hayati malzeme mont blache tırmanışı çadırların doğru kurulması medetsiz, 29 temmuz 2008, bireysel 41 zirveler dağcılık etkinliği antik yolda bisiklet faaliyeti (selçuk şube) hukuk müşavirliğimiz uıaa başvurumuz mağaracılık suphan-kackar, 19-26 temmuz 2008
Zirve dağcılık
Sponsor
Yazarlarımız
İkinci El Malzeme  daha fazlası için tıklayınız.
Bildirimler  daha fazlası için tıklayınız.
İndirim Bildirileri almak için tıklayınız.Erken uyarı: İnsan organizmasının yüksek irtifadaki fizyolojik ve patalojik davranışı hakkındaki güncellemeleri bildir.
Tavsiye Edin
 
Konuyu arkadaşınıza göndermek ister misiniz?
Sponsor

Copyright ZİRVE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KLÜBÜ © 2012
Genel Merkez : Kibris sehitleri cad can yucel sokak no:2/2 Alsancak / IZMIR Tel : 0/232/464 09 53
Genel Başkan : Hafize Yiğit Cep: 0 532 777 07 92 - eposta: hafize.yigit@yahoo.com
Tasarım : Bilgehan Selçuk - 0/554/4001853

 Dağcılık sporu risk içeren bir spordur. Web sitemizdeki bilgiler ile yapılacak tırmanışlarda, oluşabilecek kazalardan, kulübümüz sorumlu tutulamaz.Teorik bilgiler, pratik eğitimler ile takviye edilmediği sürece yetersizdir. Lütfen dağcılık kulüplerinden, kurumlardan yada bilgili dağcılardan eğitim almadan dağa çıkmayınız.