|
ORTA YAŞ SPOR HEKİMLİĞİ ÜZERİNE
Beşiktaş Fulya'daki Mecidiyeköy'e çıkan yokuşu, yada daha az dik olan Bebek yokuşunu bisikletimle tırmandığımı eşime söylediğimde evde iyi bir çıngar çıkmıştı. Ana tema; "kalpten öleceksin, beni yalnız bırakacaksın" üzerineydi. Aslında ben de yaptığımın ne kadar doğru olduğunu bilmiyordum. Ancak böyle bir tırmanışı bitirdikten sonra hissettiğim olağan üstü rahatlama duygusu elimde vardı. Ve bu kadar güzel bir his geliyorsa yaptığımın çok kötü olmaması gerektiğini düşünüyordum. Gene Selim'e danıştım, gene icazet aldım. Bu konuda araştırmak isteyince de kolayda hiçbir yayına rastlayamadım. Orta Yaş Spor Hekimliği diye bir tıp dalı yoktu. Büyük eksiklikti ve orta yaş sporu insan yaşam kalitesini en çok yükseltecek ana dallardan biri olarak tıp pazarında daha az hasta, daha az ticari meta anlamına geleceği içinde bu dal ne yakında ne de hiçbir zaman var olmayacaktı.
Biz beyaz saçlı yada hepten saçsız sporcular, kendi kendimize, deneye yanıla yolumuzu bulmaktan başka çaremiz yoktu.
18 Ekim 2009 öğle saatlerinde, Sultanahmet'te kurulmuş Finish çizgisine yaklaşırken kendime inanamıyordum. Resmen 42 km'yi koşmuş, bitirmiş, son iki yüz metrenin tadını çıkarıyordum. 90 kiloluk, 51 yaşında, kocaman bir adam olarak, hayatımda katıldığım ilk yarışı bitiriyordum. Sevincimin ve hayretimin sınırı yok gibiydi.
Bir yıl öncesine kadar 300 metreden daha fazla koşmamış biri olarak, bisikletteki ve dağcılıktaki deneyimlerime güvenerek antrenmanlara başlamış ve altıncı ayında maraton seviyesine gelmiştim. Mail ve dost çevrelerinde çok sıkı tartıştığımız bir konumuz vardı;
Sporunu ne kadarı aşırıdır?
Aşırı spor yapmanın vücuda zarar vereceğinde herkes fikir birliği etmiş gibiydi. Ama Türkiye gibi yaşlılığın yüceltildiği bir ülkede insanlar daha 30'a gelmeden "Eh! Bizden geçti artık" diyebilmeyi marifet sanarken, bu kavramı 50 yaşında nasıl tartışacaktık?
Şu anda geldiğim noktada "Aşırı spor" diye bir kavramın olabileceğine inanmıyorum. Ama "Yanlış spor" tabii ki var. 2009 Nisan'ında Antalya'da bir dağda hiç durmadan, her hamlesi tehlikeli olabilecek bir rotada 11.5 saat kaya tırmandık. Suyumuz bitti, tükendik, yorgunluğum 15 günde ancak geçti, ama hiçbir kalıcı zararını görmedim. Oysa herkesin bildiği gibi, tek bir ters hamleyle, halı sahada futbol oynarken, ya da soğuk vücutla ani bir harekette sakatlanabiliyorsunuz. 11 saat yeterince aşırı değilken 11 saniyede sakatlanmak mümkün.
Bu günlerde vücudumla oyun oynuyor gibiyim. Hem stresli bir iş hayatını sürdürmek hem de sportif yeteneklerimi arttırmak istiyorum. Sürekli deneyler yapmam gerekiyor. Hangi sıcaklıkta, hangi nem ortamında, neler yemem, neler giymem, ne hızla ve ne kadar uzağa koşmam gerektiğine hep deneyerek ve bir önce yaptığımdan biraz öteye giderek bakıyorum. Bazen kendimi çok kötü hissettiğim de oluyor. "Tamam, yanlış bir nokta buldum" deyip onu nasıl bye-pass edeceğimi düşünmeye başlıyorum. Bu arada maraton yetmemiş olacak ki Türkiye'de Dağ Maratonu düzenleme peşindeyim. Yani sadece uzun mesafe koşusu değil aynı zamanda ciddi bir yükseklik kazanmayı da içerecek parkurlar hayal ediyorum. İlk denememi 27 Aralık 2009 Pazar günü Sapanca göl seviyesinde sayılacak Maşukiye'den başlayarak Kartepe'nin tepesindeki Gren Park Otel'e kadar koşmak oldu. Daha önce sadece 200 metre kod farkı alarak tırmanmıştım. Yol boyu kendimi dinledim, 10 saniyeden fazla hiç durmadım (zaten soğuk ve terden durma şansım yoktu), 20 metreden fazla hiç yürümedim ve 2 saat 40 dakikada 1300 metre tırmanışı ve 17 km yolu bitirdim. Daha fazlasını yapabilmek için bana bayağı umut veren bir çalışma oldu. Şimdi sırada Uludağ var. 30 km yol ve 1650 metre yükselme beni ve dostlarımı bekliyor.
50'sini geçmiş bir sporcu olarak sporun vücuduma etkisi ile ilgili kafamda onlarca soru var. Kalp tabii ki ilk başta geliyor, ama kemiklerden, kaslara, ciğerlere, bağlara, gerçek limitlerimi bir mühendis gibi önceden bilebilmeyi çok isterdim. O zaman çok daha verimli antrenman programları tasarlayabilirdim.
|
|