Şubelere Hızlı Erişim
Ana Başlıklar
Site İçi Arama Motoru
 
Anahtar kelime giriniz.
Detaylı arama için tıklayın
ÖZLEDİKLERİMİZ..
Sevgili özel Pak Ağabeyimiz..

Taziye Defterine Yazınız
İlave Sayfalar
Faydalı Linkler
Meteorolojik Bilgiler & Linkler
Site Kullanımı Hakkında

YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK
YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK
Soru Sormak İçin Tıklayınız Yazıcıya Uygun Görünüm Sayfayı Tavsiye etmek için tıklayınız. YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK - Konusunu Facebook ta yayınlamak için tıklayınız. YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK - Konusunu Twitter da yayınlamak için tıklayınız.  Sık Kullanılanlara Eklemek için tıklayınız
YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK

YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK

Gıyasettin Demirhan

Duygusal bir bakış açısı ile düşündüğümüzde aslında canlı olmanın çok karmaşık bir şey olduğunu, oldukça da kafa karıştırdığını söyleyebiliriz. İnsan olarak kendime baktığımda bu kafa karışıklığım iyice artıyor. Neden mi? Çok sayıda böcek ve hayvan türü tanıma fırsatım oldu, çok da okudum. İnsan üzerine de okudum doğal olarak çünkü ben de insanım. Bu gizemi çözebilecek miyiz bilemiyorum. Kimseninde bildiği yok ama çözülecekse işin fizik yönü ile başlayıp bitki ve hayvanlarla devam etmenin daha iyi bir yol olduğunu düşünüyorum. Bilim insanlarının çoğunluğu da böyle düşünüyor çünkü taş ve toprağa ne yaparsan yap direnç göstermezler. Gücünüzün yettiğince istediğiniz gibi yoğurabilirsiniz onları. Bitkiler ise sadece tek taraflı tepki gösteriyorlar ama sanki insanlık onlar için empati kuracak olgunluğa ulaşamadı. Hayvanlar da uysal... Hırçınlaştırdığımızda her koşulda nasıl olsa hep hata onlarda olacak çünkü konuşamadıkları için diyaloğa girip kendilerini savunamayacaklar. Kuçuradi (1988) hocanın dediği gibi “daha insanlaşma sürecimizin başındayız”. Eh biz göremeyiz ama ya gerçekten insanlaşacağız ya da gözümüzle dahi göremediğimiz mikroplar bizi yenecek. Ben ikincisine daha fazla inanıyorum. Neden mi? Nedeni şu; hırslarımız uğruna o kadar çok risk alıyoruz ki? Bir insanın aldığı risk kazanca dönüşse insanlığı doyurur. Kazanca dönüşmediğinde ise zaten söyleyecek bir şey yok. Risk zarara dönüştüğünde çoğu zaman sorumlu o kişi olur. Genlerin bencilliği burada daha iyi ortaya çıkıyor. Peki insan neden risk alır? Varlığını sürdürmek için... Hayvanlar insanlar kadar risk alırlar mı? Hayır, çünkü onlarda “sahip olma” ve “o benim malım” duyguları insanlardan düşük düzeyde. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidini önerirken galiba haklıydı. Piramit tersine genişleyince acaba “vay halimize !” mi diyeceğiz?

Eh bir parça doğa sporları ile uğraşıyoruz. Böyle olunca da, düşen saksıları, çılgın sürücüleri ve kargaşayı saymazsak, sanki kent kaldırımlarında yürüyen insanlardan biraz daha fazla risk alıyoruz. Bu da doğaldır çünkü günlük yaşamdaki işleri yapmak, varlığımızı sürdürmek ya da spor yapmak için harekete gereksinimi duyarız. Hareketle birlikte sürekli yer değiştiririz ve her karşılaşılan yeni duruma uyum sağlamaya çalışırız. Uyum sağlamaya çalışırken hep risk alırız. Bir de şu ego denen şeyin katsayısı yüksekse ve “bu doruğa çıkmadan dönmemgiller” denseniz vay halinize. Bu önemli çünkü Erdemli (1990) hoca diyor ki “zirve amaç değil araçtır”. Çok doğru. En azından ben de buna inanıyor ve risk alma oranını aşağıya çekmeye çalışıyorum. Peki rik nasıl oluşur?

Risk; yaralanma, ölüm, korku, kaygı ve benzeri şekilde karşımıza çıkar. En yoğunu ise yaralanma ve ölüm... Diğer bir deyişle dağın doruğundan okyanusun derinliklerine kadar zarara uğrama tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu da, zamana, duruma ve kişiye göre değişiyor.

Yaşam alanlarına uyum ve hareket zorluğundan dolayı, doğal alanlar kentte yaşayanlar için belli oranda risk taşır. Kırsal alanda yaşayanlar için de kentte hareket etmek zordur. Ancak, her iki grup içinde doğal alanlar bazen daha riskli olabilir. Nerede, ne yapıldığına göre risk oranı değişiklik gösterir. Risk oranını azaltmak da, doğada yaşama ve hareket etme becerilerini artırmakla olanaklı kılınabilir. Diğer yandan, örneğin tırmanış gerçekleştirmemizin bir nedeni de riski kontrol etmekten zevk almamızdır. Eğer tırmanış bir şekilde tamamen güvenli bir spor olsaydı cazibesini yitirebilirdi. Tırmanırken, diğer birçok etkinlikte olduğu gibi, güvenliği arttıran yeni yöntemler çıktığında daha zor olanları tercih ederken aslında bilinçaltında ayarlı olan risk termostatımızı belirli bir düzeyde tutmaya çalışırız (Smith, 1999). İşte size durumsal öğrenme örneği...

Spor yaparken riskle karşı karşıya kalmış kişilerin risk tanımı ile, sadece kavramsal olarak sporu bilen ya da sadece gözlem yapan kişinin risk tanımı farklılık içerebilir. Bazı kişiler için dağcılık riskli bir spordur. Bazıları ise dağcılığı riskli bulmazlar. Yani, katılımcı kişi ile katılımcı olmayan kişiler riski farklı yorumlayabilirler (Demirhan, 2005). Kadınlarla erkekler ya da gençlerle yaşlılar riski farklı algılayabilirler. Bugüne kadar yapılan araştırmaların birçoğuna göre erkeklerin yüksek risk taşıyan etkinliklere katılma olasılığı yüksektir. Risk alıcıların çoğu genç, erkek ve orta sınıfa mensupturlar (Schrader ve Wann, 1999). Diğer yandan, erkek ve deneyimci dağcıların risk algıları daha düşük düzeydedir (Demirhan, 2005). Neden acaba? Orta yaşlılar ile yaşlılar, kadınlar, alt ve üst sosyal sınıftakiler neden riski daha yüksek düzeyde algılıyorlar? Bir araştırmaya göre genç insanların riski yetişkinler kadar algılayamıyorlar (Alexander ve diğerleri, 1996). Diğerleri konusunda şimdilik elde yeterince bulgu yok.

Aman dikkat! Doğada spor yapıyorsanız risk her yerde var. Doğada risk üç şekilde ortaya çıkabilir: Doğadan kaynaklanan risk; taş düşmesi, çığ, yıldırım, fırtına vb. İnsandan kaynaklanan risk; bilgi, beceri ve tutum eksikliği, gürültü, yanlış hareket tarzı, malzeme eksikliği vb. Diğer canlılardan kaynaklanan risk; taş ve çığ düşürme, saldırı vb. Bazen yeni teknoloji ürünleri bile buna neden olabiliyor. Boldrino (1997)’ya göre karving tipi kayak kullanımıyla birlikte kazalarda artış olmuştur.

Şimdi de değişik etkinliklerde oluşmuş kazalar ve bunların sonuçlarına bakalım. Bunları bilmek, önlem almak için ipucu olabilir.

Davos-Klosters’de yılda 1300 kaza olduğu görülmektedir. Bu bölgede 1972-1990 yılları arasında oluşan 20.000 kayak yaralanması incelendiğinde, alt organ yaralanmalarının %44, üst organ yaralanmalarının ise %32 olduğu görülmektedir. Alt organ yaralanmalarının %50’si dizlere ilişkindir (Matter ve Holzach, 1990). Koşu kayağında ise alt organ yaralanmaları %45.9, üst organ yaralanmaları %47.6’dır. Yaralanma nedenleri arasında; buz, kanallı yol, uygunsuz malzeme kullanımı, yetersiz antrenman, kas dengesizliği ve önceki yaralanmalar bulunmaktadır (Frank, 1995).

Sualtı sporları ile uğraşanlarda ise fiziksel uygunluk zayıflığı, aşırı kilo, kronik hastalıklar, yapısal bozukluklar, akciğer ve kalp sorunları ile çoklu etmenler riske neden olmaktadır. Ayrıca, deneyimsizlik, sorumsuz davranışlar ve sağlık kontrolünden geçmeden teknik dalışa katılmak risk etmenleri arasındadır (Smith, 1995). Diğer bir araştırmaya göre, ise rekreasyonel amaçlı sualtına dalan 100.000 kişiden 3-9 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Ölümlerde en önemli etmen ise kaygı ve paniktir; “önemli bir bulgu”. Yapılan diğer bir araştırmaya göre ise en büyük risk hızlı dalmadır (%48). Soğuk su, kötü görüş alanı, düşük beceri ve deneyimsizlik diğer risk etmenleridir (Hart ve diğerleri, 1999).

Çoğumuz bisiklet kullanırız. Açıkçası ben Artvin’de doğup büyüdüğümden mi “-çünkü orada düzlük alan bulamazsınız”, fakirlikten mi ya da cazibesi mi yoktu bilemiyorum ama bu bisiklet kullanma işini geç öğrendim. Ne giymeliyim, nerede bisiklet kullanmalıyım şeklindeki soruları ise epeyce zaman sonra kendime sormaya başladım. Keşke daha önce sorabilseydim. Bisiklet yaralanmaları ile ilgili bir araştırmaya göre 1991 ve 1995 yılları arasında hastane acil servisine başvuran 599 yaralanma olgusunun %61.6’sının yol dışı alanlarda oluşmuş. Yine bu konuda on yaş altı çocuklardaki kafa yaralanmaların %53.2’si kaskın olmamasıdır. Yol dışındaki kafa yaralanmaları kask kullanımında %83.1’den, %28.6’ya düşmektedir (Jacobson ve diğerleri, 1998). Dikkat edin! Fark çok yüksek. Dağ bisikleti yapan ve yaralanan 286 kişi ile yapılan çalışmada, sporcuların %84’ünün arazide yaralandıkları, %51’inin ise bir önceki yılda da yaralandıkları gözlenmiştir. Yaralanmaların %26’sı hekim müdahelesi gerektirirken, %4.4’ü hastanelik olmuştur (Chow ve diğerleri, 1993). Avusturalya’da 1991-95 yılları arasındaki bisiklet yaralanmalarının %79.3’ü (599 kişi) düşme ve hareketsiz nesnelere çarpma ile oluşmuştur.

Şu uçaktan kendilerini boşluğa bırakanlara ne demeli? Bazıları bunlara “allah akıl fikir versin” diyor ama Zafer Bayramı törenlerinde paraşütçüleri keyifle alkışlayıp gurur duyuyorlar. Bizdeki rakamlara ulaşamadım ama Danimarka’daki 110.000 paraşüt atlayışında; %005 oranında talihsizlik yaşanmış. Kazaların %83.8’i yere inişte olmuş, %9.3’ünün ise paraşütü açılmamamıştır (Ellitsgaard, 1987). Demekki kendimizi boşluğa bırakmak da sorun yok. Bu güvenli. Sorun beceri eksikliği ya da stres ve kaygıda. Kaza yapan paraşütçüler yere ayak basarlarken zorlanmışlar.

Yüksek irtifa tırmanışlarındaki en önemli risklerden birisi beyin hasarıdır. Aman ha, yüksek irtifaya gidecekler dikkat etsin. Nasıl olacaksa... Etki her zaman etki. Doğaya karşı koymak güç... Sekiz bin metreye tırmanış yapan ve düşük irtifada yaşayan dağcılar, yükseğe çıkmamış sağlıklılar ve şerpalarla yapılan araştırmada; ekspedisyon öncesi ve sonrası yapılan ölçümlerde dağcıların %61’inin, şerpaların %14’ünün manyetik rezonans (MR) değerlerinde olumsuz gelişme gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise değişiklik gözlenmemiştir. Yüksekte yaşayan şerpalar, ortama uyum sağladıklarından beyin hasarından daha az etkilenmişlerdir (Garrido ve diğerleri, 1996). 2000 yılına kadar 8000 metre ve üstünde yapılan 5085 tırmanış incelendiğinde, oksijen azlığı ve sıvısız kalmanın önemli risk etmeni olduğu saptanmıştır. Ölümlerin çoğu ise inişte olmuştur (Huey ve Eguskitza, 2001). İşte önemli bir nokta daha... Bu her tür tırmanış için geçerli. Nedenini söylemeye gerek yok. Herkes bilir. Yeni Zelanda’da yapılan araştırmaya göre de (114 kişi) tırmanıcıların %26’sı akut dağ hastalığına yakalanmış. Vakaların %50’si 2500 metrenin üzerinde oluşmuş. Bu da normal. Ancak, %33’ünde hastalığın etkinlik süresince azaldığını ifade etmişlerdir (Murdoch ve Curry, 1998). Bu sonuç dikkat çekici. İsviçre Alplerinde de akut dağ hastalığına yakalanan 490 kişinin çoğunda bu durum 4000 metrenin altında görülmüştür (Maggiorini ve diğerleri, 1998). ).

Nepal’e rekreatif amaçlı olarak 1984 ve 1987 yılları arasında 148.000 kişi gitmiştir. Bunların karşılaştıkları tehlikeler sonucu yapılan kurtarma etkinliklerinde %00015 oranında ölüm saptanmıştır. Ölümlerin onbiri travma, sekizi hastalık nedeniyledir. Üç kişi 1000-5000 metreler arasında akut dağ hastalığına yakalanmış ve ölmüşlerdir. 1987-1991 yılları arasındaki ölüm oranı ise %00014’tür (40 kişi). Bunlardan 14’ü hastalık, 12’si travma, 10’u yükseklik hastalığı, üç kişi rota sapması nedeniyle kaybolarak ölmüş, bir kişi ise bulunamamıştır (Shlim ve Houston, 1989). Amerika Birleşik Devletlerinde Ulusal Parklara her yıl giden 100.000 kişide 1981-82 yıllarındaki 127 yaralanma incelendiğinde; bunların %28’inın ölümcül olduğu görülmüştür. Yaralanmaların %75’nin düşmeden kaynaklandığı saptanmıştır. Ölümcül düşmelerde buz ve kardaki yaralanmalar daha öldürücüdür (Addis ve Baker, 1989).

Kapalı alan tırmanış duvarlarında ise on yıldan fazla süreli tırmanış yapanlardaki yaralanma oranı daha yüksektir. Galiba deneyimli tırmanıcılar özgüven sınırlarını zorluyorlar gibi... Önder tırmananlar ve bouldering yapanlardaki yaralanma oranı da diğer tırmanış türlerinden daha fazladır (Wright ve diğerleri, 2001). Haas ve Meyers (1995)’in araştırmasına göre de kaya tırmanışında ortaya çıkan yaralanmaların özellikle doğal alanlardaki uzun ve zor parkurlarda oluştuğu yönündedir çünkü beceri düzeyinde yükseklik gereken rotalarda yük, malzeme takma ve sökme gibi etkenler riski artırmaktadır.

Yazının sonuna gelince doğal olarak Türkiye’den de örnek vermek gerek. Doğaya giden insan sayısına paralel olarak Türkiye'deki kaza sayısı batı ülkelerinden düşüktür. Varolan kısıtlı yazılı kaynaklara* göre dağcılık etkinliklerinde deneyimsizlik, eğitim eksikliği ve eksik malzeme kullanımının kazaların temel nedenleri olduğu söylenebilir (Çatak, 1988; Demirhan, 1991). Batı ülkelerindeki kaza istatistiklerine bakıldığında ise, kazaların ağırlıklı olarak kalp krizi, dağdaki tesislerin tamiri ve hava araçları kazası, kış yürüyüşleri, yaz yürüyüşleri, kar-buz ve kaya tırmanışlarında meydana geldiği söylenebilir. Teknik düzeyi yüksek tırmanış ve etkinliklerdeki kaza oranı %10 civarındadır (MRC, 1994).

Yazının sonuna geldik sanırım. Birkaç cümle de önlemlerden sözetmek gerek. Aklımızı kullanırsak, fiziksel ve duygusal olarak hazır olursak, yeterli düzeyde eğitim ve deneyime sahipsek, doğaya ve malzemeye saygıyı unutmazsak, en azından şu anki bilgi sınırlığımız içinde zihinsel olarak en üst düzeyde olan canlılar olarak risk düzeyi düşük etkinlikler yapabiliriz. Eminim ki çoğumuz zaten böyle hareket ediyor ama insanın içinden bir kez daha söylemek geçiyor. Diğer yandan, tehlikeyi sezmek, hazırlıklı olmak ve ona karşı önlem almak riski en aza indirebilir. Tehlikeleri önlemenin başında ise; güvenlik ilkeleri ışığında hareket etmek, ilkyardım ve kurtarma bilgisine sahip olmak gelmektedir. Risk düzeyi düşük ve kazasız etkinlikler dileğiyle... Kalın sağlıcakla...

(*) Açıkçası basılı kaynağa dayalı bilgileri tercih ettiğimden dolayı ülkemizdeki bütün kaza rakamlarından söz etmedim. Bu bir eksiklik olarak görülebilir ama belki de bu konu ayrı bir yazıda işlenebilir.

KAYNAKÇA

1. Addis, D.G. & Baker, S.P. (1989). Mountaineering and rock climbing injuries national parks. Ann Emerg Med. 18 (9), 975-9.
2. Alexander, D.S., Young, Y.J., Ensminger, M., Johnson, K.E., Smith, B.J. & Dolan, L.J. (1990). A measure of risk taking for young adolescents: reliability and validity assesments. Journal of Youth and Adolescence. 19(6), 559-569. .
3. Boldrino, C. (1997). Carving risk analysis. A new still unexplored variant of alpine skiing. Sportverletz Sportschaden. 11(4), 148-9. .
4. Chow, T.K., Bracker, M.D. & Patrick, K. (1993). Acute injuries from mountain biking. West J Med. 159 (2), 145-8. .
5. Çatak, R. (1988). Türkiye’de dağ kazaları. Dağcılık Sempozyumu Kitabı. Ankara: ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu Yayını. .
6. Demirhan, G. (2005). Mountaineers' risk perception in outdoor-adventure sports: a study of sex and sports experience. Percept Mot Skills. 100(3 Pt 2):1155-60. .
7. Demirhan, G. (1991). Dağ kazaları hakkında. Dost Bülteni. Ankara: Bilkent Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Topluluğu. .
8. Ellitsgaard, N. (1987). Parachuting injuries: a study of 110,000 sports jumps. Br J Sports Med. 1987 Mar;21(1):13-7. .
9. Erdemli, A. (1990). Hümanizma olarak spor. Spor Bilimleri I.Ulusal Sempozyumu Bildirileri. Ankara: Hacettepe Üniversitesi,1-11. .
10. Frank, B.C. (1995). Risk of injuries, symptoms of excessive strain and preventive possibilities in cross-country skiing. A comparison between classical technique and scatink technique. Sportverletz Sportschaden. 9(4), 103-8. .
11. Garrido, E., Segura, R., Capdevila, A., Pujol, J., Javierra, C. and Ventura, J.L. (1996). Are Himalayan Sherpas better protected against brain damage associated with extreme altitute climb? Clin Sci. 90(1), 81-85. .
12. Haas, J.C. & Mayers, M.C. (1995). Rock climbing injuries. Sports Med. 20(3), 199-205. .
13. Hart, A.J., White, S.A., Conboy, P.J., Bodiwala, G. & Quinton, D. (1999). Open water scuba diving accidents at Leicester: five years’ experience. J Accid. Emerg. Med. 16(3), 198-200. .
14. Huey, R.B. & Eguskitza, X. (2001). Limits to human performance: elevated riak on high mountain. J Exp. Biol. 204(18), 311-9. .
15. Jacobson, G.A., Blizzard, L. & Dwyer, T. (1998). Bicycle injuries: road trauma is not the only concern. Aust N Z J Public Health. 22(4), 451-5. .
16. Kuçuradi, I. (1988). Uludağ Konuşmaları. Ankara: Türk Felsefe Kurumu. .
17. Maggiorini, M., Muller, A., Hofstetter, D, Bartsch, P. & Oelz. (1998). Assesment of acute mountain sickness by different score protocols in the Swiss Alps. Aviat Space Environ. Med. 69(12), 1186-92. .
18. Matter, P. & Holzac, P. (1990). Accident risk in winter sports. Zchweiz Z Sportmed. 38(4), 183-6. .
19. MRC. (1994). Mountain and cave rescue. The Mountain rescue Council, England and Wales. .
20. Murdoch, D.R. & Curry, C. (1998). Acute mountain sickness in the Southern Alps of New Zealand. N Z Med J. 111(1065), 168-9. .
21. Schrader, M. & Wann, D.L. (1999). High risk recreation: The relationship between participant characteristics and degree of involvement. Journal of Sport Behavior. 22, 426-441. .
22. Shlim, D.R. & Houston. R. (1989). Helicopter rescues and deaths among trekkers in Nepal. JAMA. 261(7), 1017-9. .
23. Smith, N. (1995). Scuba diving: how high the risk ?. J Insur Med. 27(1), 15-24. .
24. Smith, R.A. (1999). Climbing-a risky business? http://www.leads.ac.uk/sports-sciences/abstract/climb99. .
25. Slanger, E. and Rudesten, K.E. (1997). Motivation, disinhibition in high risk sports: sensation seeking and sef-efficacy. Journal of Research in Personality. 31, 355-374. .
26. Wright, D.M., Royle, T.J. & Marshall, T. (2001). Indoor rock climbing: who gets injured?. Br J Sports Med. 35(3), 181-5. .

Bu Başlıktaki Diğer Konular
           
 Büyük Demirkazık Kuzey Duvarı Tırmanış Güncesi  Büyük Demirkazık Kuzey Duvarı Tırmanış Güncesi
   YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK  Şu an bu konuyu inceliyorsunuz
 GÜZELLİKLER VE KİRLİLİĞE TANIKLIKLA KAÇKAR DAĞINA TIRMANMAK  GÜZELLİKLER VE KİRLİLİĞE TANIKLIKLA KAÇKAR DAĞINA TIRMANMAK
 DOĞADA KAYIP KİŞİ DAVRANIŞLARI  DOĞADA KAYIP KİŞİ DAVRANIŞLARI
 ARAMA VE KURTARMA ETKİNLİKLERİNDE OLUŞAN STRES VE STRESLE BAŞAÇIKMA  ARAMA VE KURTARMA ETKİNLİKLERİNDE OLUŞAN STRES VE STRESLE BAŞAÇIKMA
 TIRMANIŞA BAKIŞ… DAĞDAKİ DAVRANIŞIMIZ  TIRMANIŞA BAKIŞ… DAĞDAKİ DAVRANIŞIMIZ
kocaeli temsilcilik erciyes kis tirmanisi-25/26-12-2010-o.fahri yazicioglu türkiye dağcılığında kurtarma ve yaşanan sorunlar istanbul şubesi ilk yardım eğitimi 2003 aralık 41 zirveler - izmir şube - kızılkaya tırmanısı faalıyet raporu istanbul şubesi inönü yaylası doğa yürüyüşü harita bilgisi 11.02.2006 tarihli aladaglar kazası- aladağlar - huddosk tanju duru kazası - aladağlar büyük demirkazık ve yıldızbaşı batı 16 mayıs belevi - keçi kalesi fotoları - vardar acan satılık asolo afs evo bot (ıı) 41 zirveler -istanbul şube - güzeller faaliyet raporu kaybolduğunuzda ne yapmalısınız? 25 nisan bozdağ fotoları - hakan baransel selçuk şube paşa yaylası çadırlı kampı selçuk - meryemana doğa yürüyüşü sertac olgun kazası - mt.slesse - chilliwack, bc kanada olimpos 2010 etkınlıgı fotoları - hafize yigit satılık northworks salopet 17-18 nisan likya yolu fotoları - ayhan yörük
Zirve dağcılık
Sponsor
Yazarlarımız
İkinci El Malzeme  daha fazlası için tıklayınız.
Bildirimler  daha fazlası için tıklayınız.
İndirim Bildirileri almak için tıklayınız.Erken uyarı: YAŞAM KAYNAĞINI KEYİF VE TATMİNE ALANINA DÖNÜŞTÜRÜRKEN ALINAN RİSK hakkındaki güncellemeleri bildir.
Tavsiye Edin
 
Konuyu arkadaşınıza göndermek ister misiniz?
Sponsor

Copyright ZİRVE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KLÜBÜ © 2012
Genel Merkez : Kibris sehitleri cad can yucel sokak no:2/2 Alsancak / IZMIR Tel : 0/232/464 09 53
Genel Başkan : Hafize Yiğit Cep: 0 532 777 07 92 - eposta: hafize.yigit@yahoo.com
Tasarım : Bilgehan Selçuk - 0/554/4001853

 Dağcılık sporu risk içeren bir spordur. Web sitemizdeki bilgiler ile yapılacak tırmanışlarda, oluşabilecek kazalardan, kulübümüz sorumlu tutulamaz.Teorik bilgiler, pratik eğitimler ile takviye edilmediği sürece yetersizdir. Lütfen dağcılık kulüplerinden, kurumlardan yada bilgili dağcılardan eğitim almadan dağa çıkmayınız.